Barselona: En İyiler

Barselona En İyiler

Barselona’da arkadaşlarla

Barcelona’da geçirdiğim üç buçuk ay yabancı bir ülkede aralıksız geçirdiğim en uzun süreydi. Bu süre boyunca dil okuluna yazılmam çok doğru bir karar oldu, hem daha ilk günden onlarca insanla tanışıp bir kısmıyla kalıcı arkadaşlıklar kurdum, hem de sıkılmaya bile vakit bulmadan yepyeni bir şehirde yaşayıp elimden geldiğince yerel dili konuşmaya, halktan biriymiş gibi davranmaya çalıştım. Dil okulu her hafta gün doğumunda yogadan, tapas gecelerine, plaj voleybolundan müze gezilerine birçok aktivite düzenliyordu, herkes aynı kafada olunca bütün aktiviteler birbirinden eğlenceliydi. Ayda bir kez de çevredeki turistik yerlere turlar yapıldı. Yazın İbiza’da parti haftasonu, kışın Andorra’da kayak turu.. Barcelona’ya benim gibi sadece bir süre yaşayıp eğlenmeye gelmiş çok fazla kişi bulunuyordu zaten kursta, cazibesi çok büyük bir şehir burası. Aylar geçip dönüş zamanı yaklaştığında da her birimizin yüzünde aynı buruk ifade: bu şehri çok özleyecektik.. Devam..

Barselona Yaşam Rehberi

Tibidabo

Tibidabo

Barselona’da mahalle kültürü çok ileri seviyede. Önemli caddelerin keskin hatlarla birbirinden ayırdığı mahallelerde yaşayanlar kendilerini o bölge ile özdeşleştiriyorlar. Yaşlı kesimle konuşsanız çoğu tek mahallede geçirmiş hayatını. Bazı mahallelerin özel bayrakları var, bazıları da yüzyıllardır devam eden yerel festivalleri ile her sene kendi reklamlarını yapıyorlar. Ben de 3,5 ayımı geçireceğim şehre taşınmadan önce kalacağım yeri seçerken büyük özen gösterdim. Şehir her ne kadar küçük olsa da zamanımın çoğunu oturduğum yerde geçireceğim için hareketli ve ulaşımı rahat ama turist kitlelerinden uzak bir yer seçmeye çalıştım ve sonunda aradığım yeri buldum: El Born. Şimdi yaşadıklarıma dönüp bakınca daha farklı bir yerde kalmak istemezdim herhalde. Ancak herkesin yaşayacağı şehirde aradığı şey farklı olabileceği için, kendi izlenimlerimden ve tanıştığım insanların tavsiyelerinden yola çıkarak bir Barselona yaşam rehberi oluşturmaya karar verdim. Elimden geldiğince objektif olarak puanlayarak her ilçeyi ayrı ayrı değerlendirdim. Umarım İspanya turu yapacaklar ya da bu muhteşem Akdeniz şehrine yerleşecekler için faydalı bir kaynak olur. Devam..

La Merce Festivali

la-merce10Eylül ayının 3. haftasında düzenlenen La Merce Festivali’ni pek bilen yoktur, özellikle Barselona’ya o tarihlerde yolu düşenler büyük sürpriz yaşarlar. Şehrin tamamına yayılan ve bir hafta boyunca düzenlenen yüzlerce etkinliği ile hayatın saf eğlence için aktığı, dünyanın en yoğun ve en gerçek festival atmosferlerinden birine sahip. Tabi ben de festivali duymamışlardandım, şehre varıp da yavaş yavaş insanlarla tanıştığımda herkes bana “Hazır mısın La Merce’ye?” diye sorup duruyordu. İnterneti açıp okumam gerekti ama biraz araştırdıktan sonra o tarihlerde şehre geldiğim için ne kadar şanslı olduğumu anladım. Belli ki, ömür boyu unutulmayacak deneyimler listesinde yerini alacak bir festival beni bekliyordu!

Şehrin koruyucu azizesi Mare de Deu de la Mercè (Merhamet’in Bakiresi)’ye ithaf olunan festivalin ilginç bir tarihi var. 1687 yılında veba salgının pençesine düşen Barselona’da vali Consell de Cent, azizenin yardımını istemiş ve inanışa göre onun müdahelesi ile hastalık yok olmuş. la-merce04Bunun üzerine şehrin koruyucu azizesi ilan etmişler La Merce’yi ancak Papa’nın bunu kabulü 1868 yılına kadar gerçekleşmemiş. Hafızası hala taze olan halk, o tarihin ardından azizeye şükranları sunmak adına festival düzenlemeye başlamış, 1902’de de La Merce organize hale getirilip kabaca şu anki halini almış. Bir yandan da yazın bitişini ve sonbaharını gelişini simgeliyor. En büyük etkinliklerin yapıldığı 24 Eylül günü “Fiesta Mayor” olarak geçiyor, ancak halkı o güne hazırlayan ve her gün dozunu artıran tam 600 kadar etkinlik bir hafta boyunca tam bir göz ve kulak ziyafeti sunuyor. Bu bir hafta boyunca metrolar 24 saat çalışıyor, yerel halkın çoğu işe gitmiyor ve festival coşkusunu yaşamak için buraya kadar gelmiş 2 milyon insanın arasına kendini bırakıyor. Devam..

İspanya Öğrenci Vizesi

İspanya vize2015’in sonbahar aylarını geçirmek için Avrupa’da yaşaması rahat, dil öğrenebileceğim ve iklimi ılıman bir şehir arıyordum. Düşünmesi çok sürmedi, duvarımdaki dev haritaya bakar bakmaz gözüm İspanya’ya kaymıştı bile. Daha önce dört kez gidip her seferinde daha da bağlandığım Barselona gibi bir şehirde yaşamayı hep istemiştim, fırsat çıkmışken buraya gitmeliydim. Kalacak yeriydi, orada arkadaş var mıydı demeden vizeyi nasıl alırımı dert ettim. Turistik amaçlı bile olsa Avrupa gezilerinde en büyük problem hep vize oluyor zaten. Şu ana kadar 7 kez yer aldı pasaportumda Schengen vizesi, en az 4 aylık, en fazla 2 yıllık verildi. Ama her alışımda evrakları toplaması, gidip gelmesi, beklemesi derken ister istemez stresli günler geçirdim. Özellikle internette konuyla ilgili kaynaklar tam kapsamlı olmadığı için güven veren site bulması güç. Ben de bari öğrenci vizesine başvuru sürecimi blog’umda paylaşırım sonra diye ne var ne yok araştırdım. Aradan aylar geçti ama uygulamada göze çarpan bir farklılık yok.

C tipi diye geçen turistik Schengen vizesi halihazırda 180 gün içinde en fazla 90 gün kalış süresi veriyor. Turist olarak bulunuluyorsa ülkede, ayrılıp 3 ay sonra tekrar giriş yapmak gerekiyor. Devam..

Yazılardan Seçmeler

Kategori: Geziler  Yorum yaz

Polonya Notları

Polonya Notları

KISA KISA POLONYA

  • Avrupa’nın en büyük 9. ülkesi olan Polonya 38,5 milyonluk nüfusa sahip. Ancak Polonyalılar dünyanın en büyük göçmen milletlerinden biri. 22 milyon kadar Polonyalı ülkesi dışında yaşıyor.
  • Polonya’nın ismi “Pole” kelimesinden geliyormuş, o da “tarla” demek. 9. yüzyılda Vistula Nehri etrafında kurulan yerleşimler kısa sürede Lehistan İmparatorluğu’na dönüşmüş. 966’da da Hristiyanlığı kabul ederek Vatikan’ın en doğudaki temsilcisi olmuşlar.
  • Çok milliyetçi ve dindar olarak bilinen Polonya toplumu aynı zamanda homojen yapıya sahip: nüfusun %97’si Polonyalı. Ölüm-doğum oranları aynı olduğu için nüfusu ne artıyor, ne azalıyor.
  • Tarihi acılarla dolu Polonya 43 kez işgal edildi, 3 kez de haritadan tamamen silindi. En sonuncusu herkesin bildiği gibi Nazilerin 2. Dünya Savaşı’ndaki işgali oldu. Auschwitz, Birkenau gibi toplama kamplarında insanlık dışı yöntemlerle tam 6 milyon Polonyalı’yı katlettiler. Almanların çekilmesiyle Sovyetler sahneye çıktı ve ülkede kırk yıldan uzun sürecek komünist dönemi başlattı.
  • Tersane işçilerinin 1980 yılında başlattığı bir grev, şu anda modern Polonya’nın kahramanı olarak bilinen Lech Wałęsa’nın önderliğinde özgürlük adına direnişe dönüştü ve zamanın Papa’sı II. Jean Paul’un de desteğini alarak tüm ülkeye yayıldı. Solidarnosc hareketi komünist yönetimin 1989’de devrilmesiyle sonuçlanacak sürecin domino taşıydı. Sovyetlerden ayrılan Polonya çok geçmeden serbest piyasa ekonomisine geçti ve ABD’nin kanatları altına girdi. Aradan geçen 25 yılda hızla kalkınarak çok yüksek gelişmişlik sınıfındaki ülkeler arasında yer buldu. NATO’ya 1999’da, Avrupa Birliği’ne de 2004 yılında katıldılar. Şu anda ekonomik krizlerle boğuşan Avrupa’da GDP’si her sene yükseliş seyrinde olan tek ülke.

Devam..

Polonya Mutfağı

Polonya mutfağı hakkında o kadar yazdım çizdim, şehirlerdeki en iyi restaurantları listeledim, şimdi bu yemekleri özel bir yazıda toparlamanın zamanı. Gezilerimde beni etkilemiş ya da genel olarak fazlasıyla tattığım dünya mutfakları üzerine rehberler hazırlayıp site içeriğimi zenginleştirmeyi hedefliyorum. Polonya mutfağı daha önce bahsettiğim gibi, daha çok patates, çeşit çeşit et ve lahana ile yapılan yemeklerden oluşuyor. Tarihsel münasebetlerinden dolayı Türk, Rus, Alman ve Macar mutfağından esinlenmişler ve bir yerden şunu, diğerinden bunu diyerek kendi lezzetlerini yaratmışlar. Oldukça orjinal tatlar var ülkeye özgü, halk da oldukça gurur duyuyor ortaya çıkan sonuçtan. O yüzden bir Polonyalıyla kimin mutfağı daha zengin tartışmasına girmemenizi öneririm 🙂

KabanosyLehçe’de kiełbasa genel olarak sosise verilen isim. Binbir çeşit kurutulmuş et ürünü satılır marketlerde, şahsen bu kadar çok seçeneği başka hiçbir ülkenin marketinde görmedim. Zaten yurtdışında da, özellikle İngiltere’de girdiğim Polonya bakkallarında ilk gözüme çarpan et reyonunun büyüklüğü oldu hep. Birçoğu çiğ tüketilebildiği gibi çorbalara ya da ana yemeklere de sık sık katılıyorlar. Bence Polonya mutfağının en temel gıdası bunlar. Özellikle kabanosy (****), ünü dünyaya yayılmış, metrelerce uzun olabilen, çiğ yenen, daha çok sucuğa benzeyen bir sosis türü. Hediyelik eşya dükkanlarında ya da havalimanındaki duty free’lerde de mutlaka kabanosy bulunur. Polonyalılar bunu öğün arası atıştırmalık niyetine ya da akşamları içki yanında çerez gibi tüketiyor. Kaszanka ise kanlı sosis. Adı üstünde kanı soğan ve baharatlarla tatlandırıp genelde karabuğday ve sakakat çeşitleriyle birlikte bağırsak eti içinde saklıyorlar. Kulağa hoş gelmese de halk severek tüketiyor. Henüz denemedim 🙂 Devam..

Polonya Resimleri

A’dan Z’ye Polonya

Polonya hakkında yazılarıma Krakow’dan başladım ancak ülke Krakow’dan çok daha fazlasına sahip. Buraya yaptığım gezilerde, hadi şurayı da görelim, hadi araba kiralayıp baştan başa katedelim diyerek sadece bir senede herhalde ortalama bir Polonyalı’nın tüm hayatında gördüğünden fazlasını görüp gezmiş oldum. O yüzden kendimi Polonya hakkında atıp tutabilir olarak görebiliyorum bazen 🙂 Daha önce internette ve medyada pek yazılıp çizilmemiş, zaten gezginlerin de hep es geçtiği bu ülkede gördüğüm her yeni yer ve adını bile daha önce duymadığım şehirlere yapılan her gezi beni herhangi bir klasik Avrupa turundan çok daha fazla tatmin etti. Eyfel Kulesi’ni gören 100 milyonuncu kişi olmaktansa arabaya atlayıp Polonya’nın kuzey sahillerine doğru yol gezisi yapmak daha eğlenceli kesinlikle. Daha önce de bahsettiğim gibi Polonya yurtdışı turları arasında öne çıkan ülkelerden değil ama en büyük temennim zamanla bu güzel ülkenin bilinirliğinin artması ve hakettiği değerine de kavuşması 🙂 Devam..

Krakow Resimleri

Krabi Resimleri