A’dan Z’ye Polonya

Polonya hakkında yazılarıma Krakow’dan başladım ancak ülke Krakow’dan çok daha fazlasına sahip. Buraya yaptığım gezilerde, hadi şurayı da görelim, hadi araba kiralayıp baştan başa katedelim diyerek sadece bir senede herhalde ortalama bir Polonyalı’nın tüm hayatında gördüğünden fazlasını görüp gezmiş oldum. O yüzden kendimi Polonya hakkında atıp tutabilir olarak görebiliyorum bazen 🙂 Daha önce internette ve medyada pek yazılıp çizilmemiş, zaten gezginlerin de hep es geçtiği bu ülkede gördüğüm her yeni yer ve adını bile daha önce duymadığım şehirlere yapılan her gezi beni herhangi bir klasik Avrupa turundan çok daha fazla tatmin etti. Eyfel Kulesi’ni gören 100 milyonuncu kişi olmaktansa arabaya atlayıp Polonya’nın kuzey sahillerine doğru yol gezisi yapmak daha eğlenceli kesinlikle. Daha önce de bahsettiğim gibi Polonya yurtdışı turları arasında öne çıkan ülkelerden değil ama en büyük temennim zamanla bu güzel ülkenin bilinirliğinin artması ve hakettiği değerine de kavuşması 🙂

Varşova - Pałac Kultury i Nauki

VARŞOVA

Polonya’nın başkenti, ülkenin siyasal ve ekonomik alanda kalbinin attığı şehri. 2. Dünya Savaşı’ndaki bombardımanlar sonucu büyük oranda yıkıldığı (%85’i yıkılmış ve 1000’e yakın tarihi önemi olan binadan sadece 64’ü ayakta kalmış) için savaş sonrası dönemde adeta sıfırdan inşa edilip 90’lara kadar birbirinin kopyası çirkin, gri komünist tipte bina bloklarıyla dolan Varşova, Sovyetler’in düşüşüyle adeta 180 derece dönüş yaptı ve şehir silüeti günümüzde gökdelenlerle anılır hale geldi. Ana tren istasyonunun çevresi şehir merkezi olarak biliniyor ama bu bölgeyi sembolize eden bir bina var ki, bence tüm Polonya’nın en görkemli binası. Pałac Kultury i Nauki, yani Kültür ve Bilim Sarayı’ndan bahsediyorum. New York’taki Empire State Building’e benzettiğim bina yapıldığında Stalin’e adanmış ancak Rusların gidişiyle hem ismini kaldırmışlar isminden, hem de içindeki heykelini yıkmışlar. 1955’te yapımı Polonya halkına hediye olsun diye tamamen Sovyet kaynakları ve oradan getirilen insan gücü ile tamamlanmış toplam 231 metre uzunluğunda, 42 katlı, 3288 odalı bir dev Pałac Kultury. Yapılışından beridir temel olarak kültür sanat etkinliklerinin düzenlendiği bir yer, 1967’de Rolling Stones buraya gelerek Demir Perde’nin ardında konser veren ilk rock grubu olmuş. Şu anda da çeşitli sergilerin düzenlendiği, ofislerin yer aldığı, büyük bir sinema, iki müze, konser salonu ve yüzme havuzu barındıran, tepesine çıkılıp şehrin en iyi manzarasının izlendiği çok amaçlı bir kompleks. Özel günlerde de akşam olduğunda şahane aydınlatmalar eşliğinde kutlamaların bir parçası olarak kullanılıyor. Varşova halkının büyük kısmı Sovyet dönemini hatırlattığı için binadan nefret ediyor. Bina yıkılsın diye protestolar düzenlenmiş de neyse ki öyle çılgın bir karar almamışlar. Ancak Pekin, Patyk (çubuk), Pajac (palyaço), Rus pastası gibi takma isimler koymaktan da geri kalmamışlar. Kısacası oldukça tartışmalı bir bina, ancak başkente ilk geldiğimde gördüğüm binaydı ve kolay kolay etkilenmeyen biri olmama rağmen uzun uzun bakakaldığımı hatırlıyorum bu binanın gölgesinde 🙂

Varşova - Tarihi şehir merkezi

Varşova’nın asıl güzel tarafı tarihi şehir merkezinin olduğu Plac Zamkowy (Kale Meydanı). Şehir 1596’dan beridir başkent görevi görmüş, Kraliyet Yolu da kralın oturduğu sarayla bu meydandaki Kraliyet Kalesi’ni bağlarmış. Tarihi binaların çoğu yıllar içinde hummalı bir restorasyon çalışmasından geçerek oldukça renkli ve dolaşması keyifli bir semtin oluşması sağlandı. Varşova’ya üç sefer gittim şu ana dek ve her seferinde tarihi merkezde yürüyüp kendimi sokaklarında kaybetmeden dönmedim. Tarihi merkezi tepeden izlemek için 150 basamaklı merdivenden çıkarak vardığınız taras widokowy en güzel manzaraya sahip (giriş 5zl-3,5TL). Özellikle güneşli bir günde günbatımına yakın çıkın ve ulusal stadyumdan Pałac Kultury’e kadar 360 derece keyfini çıkartın şehrin. Her büyük Polonya şehri gibi Wisła (Vistula) Nehri'nin kalbinden geçtiği Varşova'da özellikle nehir kıyısı dolaşıp dinlenmek için en güzel yerler. Krakow kadar kültürel zenginliği olmadığı için Varşova’da çok fazla zaman geçirmeye gerek yok bence. En fazla 3 gün yeterli olacaktır. Savaş tarihine meraklıysanız Varşova Ayaklanması Müzesi’ne (Muzeum Powstania Warszawskiego) uğrayın. 1944’te büyük acılara sahne olan ve Almanlara karşı yapılan ayaklanma hakkında çok detaylı bilgiler edinebilirsiniz. Kopernik Bilim Merkezi (evet, dünyanın güneş etrafında döndüğünü söyleyen bilimadamı) ve Mayıs'tan Eylül'e her akşam belli saatte yapılan ışık şovlarının büyülediği Park Fontann çocuklu aileler için birebir. Ucuzluğunun rahatlığıyla istediğiniz yerde yiyin için, kötü restauranta denk gelme ihtimaliniz düşük. İlerleyen saatlerde eğlence arıyorsanız seçeneğiniz bol. Konaklama fiyatları da nitekim çok uygun, Plac Zamkowy’de kalenin hemen karşısındaki burjuva evlerinden birinde koca bir daire tutmuştuk (resimdeki yeşil bina hatta), belki de şehrin en pahalı yeriydi ama gecelik 230TL verdik. Ama Varşova’nın Krakow’dan farkı, bir yerden diğerine giderken hep vasıtaya binmek zorunda olmanız. Büyük bir şehir ve tüm cazibe noktalarının toplandığı belli bir bölge yok. O yüzden Krakow'un bolluğu ve rahatlığını bulamıyorsunuz.

Varşova - Adalet Sarayı

Şehirde ne yapın edin ama Krakow yazımda bahsettiğim Zapiecek Restaurantları’nın Varşova’daki 8 şubesinden herhangi birine gidip pierogi yemeden dönmeyin. Onun dışında milk bar’lardan çok sayıda bulacaksınız bu şehirde. Genç Varşovalılarla kaynaşmak içinse Nowy Świat Caddesi'nde sıra sıra dizilmiş isimsiz Speak Easy barlar biçilmiş kaftan. Nehrin hemen karşısındaki Praga semti, eskiden suç oranının çok yüksek olduğu bir yerken şu anda canlanma sürecinde ve şehrin sanat&eğlence merkezi haline gelmeye doğru adım adım ilerliyor. Eski Varşova’nın yaşantısının korunduğu, sokak kültürünün en yoğun hissedildiği bu bölgede eminim ilginç anlar yaşayacaksınız. Akşamları gençler buraya adeta akın ediyor. Mayıs ortasında kutlanan Noc Muzeów, yani Müze Gecesi’nde tüm müze ve sergilere giriş gecenin sonuna dek ücretsiz. Hava da güzel olunca, elde dondurma müze müze gezip oldukça keyifli zaman geçirebilirsiniz. O döneme denk gelenler kaçırmasın 🙂

TORUŃ

Biz Varşova’da geçirdiğimiz birkaç günün ardından araç kiralayıp kuzeye gitmeye karar vermiştik. Yeni kullanıma açılan ve daha benzincisinin bile olmadığı A1 otobanı sayesinde, başkentten kuzey sahillerine varmak en fazla 3-4 saat sürüyor. Ancak yolda dinlenmek isteyenler için Toruń şehrinde birkaç saat mola verip zencefilli kurabiyelerinden (gingerbread) denemek şart. Tarihi şehir merkezinde sayısız dükkan var, özellikle noel zamanı çok popüler olan bu kurabiyeler Toruń'dan tüm ülkeye dağıtılıyor. Zencefilli heykeller, oyuncaklar, evler, kısaca hayalgücünüzü sınırlayan her şeyi bulabilirsiniz 🙂

Torun - Kurabiyeler (Alıntıdır)

GDAŃSK

Kuzey Polonya’nın en büyük şehri olan Gdańsk aynı zamanda büyük turist yoğunluğuna sahip. Yerlisi dışında çoğunluğu komşu Almanya’dan ve Baltık Denizi’nin ötesinden gelen turistler özellikle yaz aylarında uzun plajlarla çevrili sahillere akın ediyor. Gdańsk’ın güzelliği mimari anlamda tipik kuzey estetiğini Polonya’ya özgü tarihi motiflerle süslemesinden geliyor. Gittiğimde noel arifesiydi ve şehir merkezi özenle işlenmiş birbirinden ilginç evleri ve harika ışıklandırmalarıyla tam Andersen’in masallarından çıkmış gibiydi. Tarihi merkez çok küçük. Ünlü Długa Sokağı’na çıktığınızda ilk göreceğiniz görkemli Neptün Çeşmesi'nin bulunduğu ve Amsterdam'ı çağrıştıran evlerin sıralandığı Długi Targ Meydanı’ndan ilerleyip Brama Złota, yani Altın Kapı’dan geçtiğinizde kendinizi Motława Nehri kıyısında bulacaksınız. Bu tarafta da pastel renkli, Almanların uzun yıllar yönettiği dönemden (Almanlar şehre Danzig ismini vermişti) kalma ahşap tavanlı ve pencereli evler var ancak köprüyü geçince tarihi şehir de son buluyor. Kanal boyunda bir bina var ki, simsiyah boyası ve kanala doğru yaptığı çıkıntı ile hemen dikkat çekiyor. 15. yüzyılda inşa edilen Żuraw isimli bina esasen tarihte şehre varan gemilerin yüklerini boşaltmak için kullandığı bir vinç ve bu tür yapılardan kuzey Avrupa’nın liman şehirlerinde sık sık rastlanıyor. Şu anda Ulusal Denizcilik Müzesi’ne bağlı olarak turistlere hitap ediyor, 5zl verip içine girebiliyorsunuz. Yine nehir kıyısına demirlemiş, 2. Dünya Savaşı’ndan kalma SS Sołdek başta olmak üzere içine girip gezmelik tarihi gemiler var.

Gdansk evleri

Kiliselere meraklı olanlar, burada aradığını fazlasıyla bulabilir. Şehre tepeden bakan ve dünyanın tuğladan yapılma en büyük kilisesi olan St. Mary Bazilikası (Bazylika Mariacka) başta olmak üzere Oliwa Katedrali (Oliwa Park), Kraliyet Şapeli (Kaplica Królewska) gibi birçok güzel yapı var. Ancak Gdańsk’ın en gezilesi tarafı o şatafatlı dönemlerden kalma, özellikle ünlü Flaman mimar Abraham van den Blocke’nin birçoğuna imzasını attığı binalar. Gotik ve Barok estetiğinin buluştuğu Camdaki Hanımefendi Evi (Panienka z okienka), eski burjuvazinin ikametgahı Uphagen Evi (Dom Uphagena), tepesi mitolojik heykellerle süslü Altın Ev (Złota Kamienica) ve şövalyelerin, tüccarların, aristokratların buluşma yeri olan Artus Sarayı (Dwór Artusa) bunlardan sadece bir kaçı. Şehrin tarih kokan sokaklarında öylesine yürüseniz bile önemi büyük birçok binaya denk geliyorsunuz, bilgi almak için duvarlardaki plakalara dikkat edin. Gdańsk’ın arabayla yarım saat kadar dışında ise 2. Dünya Savaşı sırasında Polonyalıların en büyük kahramanlıkları anısına dikilen Westerplatte Anıtı var. 1 Eylül 1939’da işgale gelen nazilerin kara ve deniz saldırılarına karşı altı gün boyunca direnmişler ve sonunda teker teker öldürülene kadar da yerlerinden ayrılmayıp korumuşlar topraklarını. Arabanız varsa buraya uğramanızı öneririm.

Gdansk - Tarihi şehir merkezi

Gdańsk’ta en az bir gün kalıp gündüzünü ve gecesini ayrı görmelisiniz. Tarihi şehir merkezi bir iki saatte gezilebilir. Ama her ara sokakta enteresan sürprizlerle karşılacaksınız, zamanı unutun ve bu dar sokaklarda amaçsızca yürüyün. Eğer Krakow’da ve Varşova’da fazla zaman geçirip deniz ürünlerini özlediyseniz, kanal boyunda şahane restaurantlar var. Bunların arasında Tawerna Dominikańska hiç fena değil. Ancak Alman döneminden kalma, “altın su” diye isimlendirdikleri bitkisel likör goldwasser şehrin resmi içeceği, onu denemeyi unutmayın. Tadı votkaya benzeyen içkinin içinde 22 karat altın parçaları bulunuyor, ismini nereden aldığı malum 🙂 Açıkçası Gdańsk şehri beklediğimden daha fazla etkileyici bir yer oldu. Şu anda Krakow’dan sonra Polonya’daki ikinci favori yerim 🙂

>>Diğer şehirler için bir sonraki sayfaya göz atın..

You may also like...

3 Responses

  1. Çok güzel bir rehber olmuş kaleminize sağlık. Avrupaya geldiğimde polonya kısmet olmamıştı. Bir daha ki avrupa ziyaretimde mutlaka rotama ekleyecem ülkeler arasında. Paylaşım için teşekkürler.

  2. Arel Logo Tasarım says:

    Etkileyici yerler. Güzel bir siteniz var

Yorum yazın