Japon Mutfağı – Bölüm 1: Suşi

Japon mutfağından dünya turum sırasında yazdığım Tokyo yazımda kısa kısa bahsetmiştim. Aradan geçen zamanın ve edinilen sayısız yeni tecrübenin ardından kapsamlı bir rehber hazırlama zamanı geldi. Ne de olsa bir ülkenin mutfağı o ülkeye yapılan gezinin büyük parçasını oluşturur, en azından benim için 🙂 2011’deki Japonya seyahatimin arifesinde internette müze, tapınak yerine yemek fotoğrafları aratıyordum. Japon mutfağı dünya üzerinde büyük saygınlığı olan bir mutfak ve 2013 sonunda UNESCO dünya mirası listesine girdi. Pek ulaşılabilir olduğu söylenemez, özellikle yüksek fiyatlarıyla ülkemizde lüks yiyecek sınıfına girer. Yanlış da denemez, basit bir çift suşi için 25TL isteyen restaurantlar olduğu sürece de bu anlayış kolay kolay değişmeyecektir. Ancak dünyanın büyük metropollerinde, özellikle Asyalı göçmenlerin çok sayıda olduğu ABD, İngiltere, Almanya, Hollanda, İspanya, Fransa, Avustralya gibi ülkelerin başlıca şehirlerinde Japon mutfağını çok uygun fiyatlara, işin ustalarının ellerinden tatmak mümkün. Sadece Japon ürünleri satan da birçok market açılıyor. Seçenek bol ve malzemeleri temin etmek kolay olunca, bu ülkelerde yemeğin kalitelisine erişim şansı da artıyor. Sonuçta günümüzde örneğin bir İngiliz için İngiltere’de suşiciye gitmek, pub’da fish&chips yemekten daha sıradan hale gelmiş durumda.

Ama Japon mutfağı sadece suşiden ibaret değildir, Japonya’yı gezerken bunu iyice anlamıştım. İlk günlerde deli gibi suşici arıyordum sağda solda. Üçüncü günden sonra bu da neymiş, ramen mi, kızarmış ahtapotlar derken suşiye dönüp bakmaz oldum. Pilav çok önemli yer tutuyor kültürlerinde, sabahları bile pilav yanına tatlı patatesi, soyayı, tofuyu (soya peyniri) katıp kahvaltı niyetine götürüyorlar. Yeme-içme olarak bizim kültürümüzden çok farklılar ve bu da bir o kadar da ilginç kılıyor Japon mutfağını. Özellikle Japonya’ya seyahat edecekseniz tuzu bol beyaz peynirleri, zeytinyağlıları, yoğurdu ve şerbetli tatlıları unutun ve kendinizi bu yeni tatların egzotik aromalarına teslim edin 🙂

Japon yemeklerini tadarken büyük oranda hashi (İngilizce’de chopstick) denilen çubukları kullanacaksınız. İlk defa deneyenler zorlanabilirler, suşi kapma gibi hareketler nispeten kolay olsa da bazen koca bir okonomiyakiyi yine bu iki çubuk ile dilimlemeniz gerekebiliyor, hem bıçak hem çatallar yani. Japonlar da aynı şekilde çatal bıçak kullanırken zorlanıyorlar, çok utanılacak bir durum yok. Kimse sizi orada çubukları doğru tutamıyorsunuz diye yadırgamaz, turistsiniz sonuçta. Ancak Japonların yaşamın her alanında olduğu gibi yemek konusunda da sıkı gelenekleri ve kuralları var. Özellikle Japonya’da bir restauranta gitmeden, Japonlarla oturup yiyip içmeden önce bu kuralları gözden geçirmekte büyük fayda var 🙂

Japon mutfağında davranış kuralları

  1. Japonya’da genel olarak insanlar çok saygılıdır ve karşısındaki insanın ne yaptığına, nasıl davrandığına da dikkat eder. En önemli kurallardan biri, size bir şey verildiğinde (para, yemek dolu tabak, vs) iki elle almanız. Tek eli uzatmak karşınızdaki insana değer vermediğinizi gösterir.
  2. Eğer bir Japon evindeyseniz ve yemeği yapan kişiyi tanıyorsanız, yemek ortaya geldiğinde ooo gibi sesler çıkarmak, “oishii so” (lezzetli gözüküyor) gibi iltifatlar etmek adettendir. Evde yemeği yapana ya da dışarda garsona, yemeye başlamadan “itadakumasu” (yemeği minnetle kabul ediyorum) dersiniz, tüm yemekler bittiğinde ise “gochisosama deshita” (yemek için teşekkürler).
  3. Burada kimse kendi içkisini kendisi koymaz çünkü koyana sarhoş muamelesi yapılır. Toplu yemeklerde genelde grubun en gençlerden biri, saki denir, biten içkileri tazelemekle görevlidir. Arkadaş ortamlarında da herkes yanındakinin bardağını gözetleyip bitmeye yaklaştığı zaman yeniler. Herkesin içkisi koyulana kadar bekleyin, ardından bardağı yukarı kaldırıp “kampai” deyin ve için.
  4. Çorba içerken ya da noodle yerken kaseyi ağız hizasına kadar kaldırın. Özellikle noodle uzun ve sıcak olduğu için hüpleterek çekmek adetten, aynı zamanda yemeği beğendiğinizi gösteriyor. Geriye suyu kaldığında kaseyi direk ağzınıza götürüp içebilirsiniz.
  5. Bir kaseyi alırken çubuklar elinizde olmasın. Önce kaseyi bir elinize alın, ardından diğeriyle çubukları. Eğer kaseyi değiştirecekseniz, önce çubuğu masaya bırakın, sonra kaseyi ve yeni kase ile aynı işlemi tekrarlayın.
  6. Çubukları tek elle kullanın ve işiniz her bittiğinde hashioki denilen çubuk destekleri üzerine bırakın. Eğer hashioki
    yoksa çubukların geldiği kılıftan kendi desteğinizi yapabilirsiniz. Mesele yemek yediğiniz ucun masa üzerine bırakılmaması.
  7. Çubuklarla birini işaret etmek ya da hayali birşeyler çizmek büyük saygısızlık sayılıyor.
  8. Genel olarak Japonya’da yemek ağız hizasından yukarıya kaldırılmaz. Beyaz pilava soya sosu dökülmez.
  9. Zencefil ve wasabi özellikle suşinin yanında mutlaka gelir ve oldukça ağır tatları vardır. Bunları alırken çubukların arka, yani kalın olan ucunu kullanın. Wasabiyi asla soya sosuyla karıştırmayın, doğrudan balığın üstüne ekleyin. Suşiyi yana çevirip balıklı/yosunlu kısmı soya sosuna batıracak ve tek seferde yiyeceksiniz. Suşiyi ne kadar büyük olsa da iki üç seferde yemeye çalışmayın, büyük görgüsüzlükmüş.
  10. Suşiyi çubuklarla yerken bazen pilav dağılacaktır, düşen parçaları havada elle yakalamaya çalışmak her ne kadar düşünceli bir hareket gibi gelse de, Japon kültüründe hiç iyi karşılanmıyor. Yemeyi bitirdiğinizde de, kalan yemekler dışında tüm tabakları ve kaseleri nasıl geldilerse o şekilde toplayın. Soya soyu bırakmak büyük israf sayılıyor.
  11. Karides, ıstakoz gibi kabuklular eğer kabuklarıyla birlikte geldiyse, yedikten sonra çöpünü yemeğin geldiği tabağa geri koymalısınız, kendi tabağınıza değil.
  12. Çubukları asla ama asla pilava batırıp bırakmayın. Ve asla bir yemeği başkasına çubukla transfer etmeyin. Bu iki davranış, genelde cenazelerde uygulandığı için kötü şans getireceğine inanılıyor.
  13. Bir kase dolusu yiyeceği son pirinç tanesine kadar yiyip bitirmek iyi yetiştirilmiş bir Japon beyefendisi/hanımefendisi olduğunuzu gösteriyor. Bize benziyorlar bu konuda 🙂

Suşi

Dünyanın tartışmasız en popüler Japon yiyeceği. Yapımı oldukça basit aslında. Sirkelenmiş ve şekerle tatlandırılarak pişirilen beyaz pilava çiğ ya da bol yağda kızarmış balık dilimleri ve çeşitli sebzeler/soslar eklenerek hazırlanıyor. Suşinin kalitesi balığın ne kadar taze olduğuna göre değişir. Tam yağlı ve taptaze bir çift somon nigirinin normalde fiyatı 100 Japon yeni’dir, o da 2,5 lira gibi bir rakam eder. Japonya’da nadir rastlanan balık türleri Tokyo’nun ünlü Tsukiji Balık Pazarı’nda her sabah saat 4’te yapılan açık artırmada şehrin prestijli restaurantlarına uçuk fiyatlara satılıyor. 2013 yılında 222 kiloluk çok nadir bir ton balığı tam 1,8 milyon dolara satıldı mesela ve dilimi tam 178$ olarak menüde yer aldı. Kapış kapış da tükendi. Balık konusunda obsesif bir ülke Japonya ve suşi gibi basit bir yiyeceği bile ne kadar detaylandırdıklarından anlaşılabiliyor. Çok fazla türü var, restaurantta sipariş verirken kafa karıştırıcı oluyor genelde. En yaygın suşi türleri şu şekilde:

  • Nigirizushi: En klasik suşi çeşidi. Basitçe iki parmak kalınlığındaki pilavın üzerine cömertçe yerleştirilen balık etinden ibaret.
  • Makizushi: Nori denilen yosun yaprakların içinde pilav, balık ve sebzelerin rulo yapıldığı ve genelde altı parçaya bölünerek servis edildiği suşi çeşidi.
  • Saşimi: Pilavsız, sadece dikdörtgen olarak dilimlenmiş çiğ balık. Taze somon ve ton balığının saşimisi çok lezzetlidir.
  • Uramaki: Amerikan stili suşi. Rulo yaparken yosun içte, pilav dışta olacak şekilde ters yüz edilerek hazırlanıyor. Dıştaki pilav da bazen susamla tatlandırılıyor ki onları özellikle tavsiye ederim.
  • Futomaki: Makizushi’nin daha büyük (5cm çapında) ve ince çeşidine deniyor. Daha geniş olmasının sebebi ekstra malzemelere ihtiyaç olması ama genelde sadece sebzelerle hazırlanır.
  • Hosomaki: Genelde tek malzeme ile yapılan 2,5 cm çapında en küçük boy silindirik suşi çeşidi.
  • Temaki: Konik biçimde hazırlanan büyükçe yosun yaprağının içine pilav ve balıkların eklenmesiyle yapılır. Oldukça doyurucudur. Elle yenir.
  • Gunkanmaki: Oval şeklinde, içinde pilav ve üstünde malzemelerin yer aldığı suşi çeşidi. Genelde balık yumurtaları gunkanmaki olarak hazırlanır.

Nigiri suşi ve saşimi genelde tabakta ikişer adet gelir. Rulo suşiler ise 4-8 parçaya dilimlenip servis edilir. Yemeye başlamadan önce küçük bir kaseye soya sosu dökülür, isteyen suşi ile gelen zencefil ve wasabi’yi (acı Japon hardalı) balığın üstüne ekleyebilir ki ben bir türlü sevemedim bu ikisini. Daha sonra yan yatırılıp, balıklı/yosunlu kısmı soya sosuna bir saniye kadar batırılır ve tek seferde ağıza atılır. Çubukla ya da elle yenebilir suşi, en ciddi toplantılarda bile saşimi hariç diğer tüm suşileri elle yerler Japonlar. Yalnız pilavlı kısmı uzun süre soyaya batırmayın. Hem fazla absorbe olarak tadı bozuyor, hem de pilavın dağılma ihtimali yüksek. Aynı şekilde bazı suşiler kendinden soslu gelir, onları soya sosuna batırmamak lazım. Nasıl yiyeceğimizi ve şekillerini öğrendik, peki ne yiyeceğiz? Balık çeşitleri menülerde genelde Japon isimleriyle yazılır, o yüzden belli başlı balıkları kelime dağarcığına katmakta fayda var.

  • Sake (****): Somon. En popüler suşi. Klasik set menülerde mutlaka somon gelir.
  • Hamachi (****): Sarıkuyruklu akya balığı. En popüler suşi çeşitlerindendir.
  • Tako (**): Ahtapot. Suşi olarak pek gitmediğini düşünüyorum, lastik gibi ve çiğnemesi zor.
  • Unagi (*****): Tatlı su müreni. Özellikle nigirisi tüm suşiler arasında favorim. Pahalıdır ama parasına kesinlikle değer. Az pişirilmiştir ve tatlı/koyu soya sosuyla gelir, bu yüzden soyaya tekrar batırmamak lazım.
  • Tara (***): Morina
  • Tamago (**): Omlet.
  • Kani (***): Yengeç
  • Saba (***): Uskumru
  • Ika (****): Mürekkep balığı
  • Kurodai (?): Mercan balığı
  • Hotate (****): Eskalop
  • Kajiki (?): Kılıçbalığı
  • Masu (?): Alabalık
  • Tai (***): Mercan balığı
  • Hokkigai (?): Deniz tarağı
  • Ebi (***): Karides
  • Suzuki (****): Levrek
  • Uni (****): Deniz kestanesi. Yumurtaları olduğu yazar çoğu yerde, ezme kıvamındadır ama aslında yenilen kısım deniz kestanesinin üreme organlarıdır.
  • Maguro (***): Ton balığının sırt kısmı
  • Toro (****): Ton balığının yağlı karın kısmı
  • Chutoro (****): Orta yağlı ton balığı
  • Otoro (*****): Çok yağlı ton balığı. Bulması zordur ve pahalıdır ama çok lezzetlidir. 1950’lere kadar kedilere veriliyormuş artık olarak. Ülkede ton eti sıkıntısı baş gösterince karnını da deneyelim demişler, sonrasında almış başını gitmiş.
  • Anago (****): Tuzlu su müreni
  • Ohyou (***): Pisi balığı
  • Ibodai (*****): Butterfish/Tereyağı balığı. Beyaz renkli, yumuşacık bir balık türü. Türkiye’de pek bulunmaz, denk gelirseniz kaçırmayın.
  • Ikura (***): Somon yumurtası
  • Tobiko (***): Uçanbalık yumurtası
  • Tofu (**): Kesilmiş süt. Genelde pilav üzeri nigiri olarak hazırlanır.
  • Inari (?): Yosun yerine kızarmış tofu ile tamamen sarılmış pilav ve balıktan oluşur. Restaurantlardan çok süpermarketlerde bulabilirsiniz bunu.
  • Tempura (****): Bol yağda kızartılmış balıklara verilen genel isim. Gittikçe popülerleşiyor. Karides tempura en yaygınıdır, çeşitli soslarla çok iyi gider.

Suşi sofrası

Suşi yüzyıllardır Japonların başlıca yiyeceklerinden biri olmasına rağmen ilk olarak Güneydoğu Asya’da MÖ 500’lü yıllarda Mekong Nehri civarında yapılmış. Japonya’ya da MS 600 civarında ulaşmış. O dönemlerde balık ve pilav önce mayalandığı için “ekşi-tadım” yani suşi adı verilmiş. Anlamışlar ki mayalanmış pilavın içinde balık bir süre bozulmadan saklanabiliyor, kısa sürede başlıca yiyecekleri haline gelmiş. Halen suşinin en eski formu olan narezushi Japonya’nın bazı köylerinde hazırlanıyor, bu şekilde yapılan suşi proteinlerine ve en faydalı amino asitlerine kolayca ayrıştığı için çok daha sağlıklı.

Narezushi

Her daim popüler olsa da 20. yy’ın ortalarına kadar suşi, Edo’da (şimdiki Tokyo) sokak satıcılarının (yatai) poğaça gibi sattığı bir yiyecekmiş. Bildiğimiz şekliyle nigiri suşi de 19.yy’ın başında bir yatai olan Yohei Hanaya tarafından yapılmaya başlanmış. Söylenene göre Hanaya suşileri hazırlarken sabırsız müşterileri kuyrukta nazlanınca, o da pilavın üstüne balığı kesip vermeye başlamış ve sırf bu sayede kısa sürede şehrin en ünlü suşicisi haline gelmiş.  1923’teki büyük Kanto depremi sonucu Tokyo’da arazi fiyatları çok düşünce bunu fırsat bilen yatailer küçük dükkanlar satın alıp suşiyi iç mekana taşıyorlar ve 1950’lerde tamamen restaurant yiyeceği haline geliyor.

Batı dünyası buzdolaplarının yaygınlaşması sonucu bu yiyecekle 70’li yıllarda tanıştı. Gerek batıya göç eden Japonların açtığı restaurantlar, gerek de Japonların bunu milli bir görev olarak görüp yiyeceği medyatik hale getirmesi ve savaş sonrası yükselişteki batı ekonomilerinin alım gücünü artırması ile dünya kısa sürede suşi çılgınlığına kapıldı. Özellikle Los Angeles’ta her mahallede suşi restaurantları açıldı, Amerikalıların ağız tadına uygun yeni suşi türleri üretildi (avokado, pişmiş yengeç ve mayonezli California Roll, füme somon ve krem peynirli Philadelphia Roll gibi) ve bu sayede ünü arttı da arttı. Çok geçmeyecekti ki, Robert de Niro gibi Hollywood aktörleri ünlü Japon şeflerle ortak olup Nobu gibi son derece lüks suşi restaurantları açmaya başladı.

Şu anda New York, Tokyo, Londra gibi merkezlerde rezervasyonları yıllarca dolu olan ve rezervasyonu yaparken bile yüzlerce dolar vermek zorunda olduğunuz yerler bile var. Buralarda iki kişi 1000$’a da yiyebilirsiniz, Sainbury’s ya da Boots gibi marketler zincirinde 12-15 parçalık karışık setleri 5-10 dolara da alabilirsiniz, fiyat aralığı çok büyük. Kısacası suşi artık batıda yeme kültürünün önemli bir parçası ve fiyatlarının düşmesiyle, sağlıklı oluşunu da hesaba katarsak cazibesi katlanarak artıyor.

Suşi restaurantlarında genelde 20-30 parça balığı hızlı hızlı götürüp tadlarını ayırt etmeye pek zaman ayırmıyoruz. Ancak her balığın aroması çok farklıdır ve bu yüzden Japonlar farklı balıkları denerken ağızda kalan tadı alsın diye aralarda yeşil çay (Agari) içerler. Kola gibi asitli içecekler ve alkol suşinin tadını bozar. En doğrusu ardı ardına aynı suşiyi yiyecekseniz su, değiştirecekseniz yeşil çay. Tavsiye ederim, bu şekilde yaparsanız deneyiminiz oldukça zenginleşecek 🙂

Dünyanın en pahalı balığı, 1.4 milyon $

Suşiden bahsetmişken restaurantlarını da anlatmadan olmaz. Özellikle Japonya’da sadece suşi servis eden sayısız yer var ve bazıları o kadar farklı ki, Japonya dışında hiçbir yerde açılmamış olmaları da onları bir o kadar özel yapıyor. Teknolojik gelişmişlik anlamında diğer tüm dünya ülkelerinden farklı bir seviyede olan Japonya’da birçok restaurant robotlarla, dokunmatik ekranlarla işletiliyor. En ünlü zincirlerden biri olan Kura da bunlardan biri. 200 kişinin aynı anda yiyebildiği restaurantta topu topu 15 kişi çalışıyor ve bunların tamamı mutfakta yiyecekleri hazırlamakla meşgul. Oturduğunuz masanın yanındaki ekrandan istediğiniz yiyecek ve içeceğin seçimini yapıyorsunuz, iki katlı taşıyıcı bandın üst katında verdiğiniz sipariş birkaç dakika içinde gelip masanızda duruyor. Alt katta ise sürekli hareket eden çeşitli suşiler fanus içinde sergileniyor. Fanusu kaldırıp tabağı alıyorsunuz. Tabağın rengi fiyatını gösteriyor, tabi nadir ve kaliteli balıkların fiyatları daha yüksek. Yeşil çay ve soğuk su da ücretsiz olarak masadaki musluklardan dolduruluyor. Yedikçe bu tabakları yine masanızdaki boşluklardan aşağı bırakıyorsunuz, tabaklardaki çipler sayesinde siparişinizin toplam ücreti anlık olarak güncelleniyor ve her 5 tabağı bıraktıktan sonra ekranda çeşitli oyunlar açılıyor.

Bu oyunları kazanırsanız bedava suşi, oyuncak, vs kazanabiliyorsunuz. En sonunda ekrandan adisyonu alıyor ve yine ödemeyi kredi kartıyla rahatça yapıyorsunuz. Bu videoda sistemin nasıl işlediğini detaylıca izleyebilirsiniz, çok ilginç gerçekten. Kaiten-zushi denilen bu restaurant deneyimi çok fütüristik geliyor kulağa, 2011’de gittiğimde ben de çok etkilenmiştim. Japonya dışında bunun basitleştirilmiş versiyonları var, “sushi train” olarak geçiyor ve bandın etrafında barda oturur gibi oturuyorsunuz. Ortadaki şefler durmadan yeni suşiler hazırlayıp hareket eden banda koyuyor, siz de hoşunuza gideni alıp yiyorsunuz. Şefe istediğiniz suşiyi sipariş vermekte serbestsiniz, seve seve yapıyorlar. 1958’den açık olan bu suşi trenlerinden daha görmedim Türkiye’de, bir tane yapsalar hiç fena olmaz 🙂

Kaitenzushi

Suşi inanılmaz popüler bir yiyecek dünyada ve artık yeni nesil sandviç olarak görülüyor. Sürekli gelişiyor ve yenileniyor olması (Yapılan suşi yarışmalarında birincilikleri artık bademli-mozarellalı-soğanlı çeşitler alıyor, İtalya’da suşi risotto, İzlanda’da suşi pizza görebiliyorsunuz), bol yağlı ve soslu yemeklerden bıkmış bünyeler için pratik, sağlıklı bir seçenek sunması, özellikle yeni şeyler denemekten çekinmeyen genç nesil arasında oldukça yaygınlanmaşına sebep oldu. Büyük bir yemek meraklısı olarak 2500 yıllık bu kadim yiyecek hakkında bir yazı yazmayı hep istiyordum, anlatacak ne kadar çok şey varmış 🙂 İkinci bölümde ramen, okonomiyaki, gyoza gibi Japon mutfağının arka planda kalmış ama tad olarak hiç de altta kalmayan yiyeceklerinden bahsedeceğim. Dünyanın en kaliteli ve pahalı bifteği Japonya’dan çıkıyor. Çok zehirli bir balık türünün Japonya’da çok popüler olduğunu ve sipariş ettiğinizde ölürseniz restaurantı sorumlu tutmayacağınıza dair anlaşma imzalamanız gerektiğini biliyor muydunuz? Hepsi bir sonraki yazımda 🙂

Obama suşi

Obama Sushi

NOT: Tıp açısından bakarsak; çiğ yenilen balığın besin değerleri çok yüksek olduğu için suşinin oldukça faydalı bir yemek olduğunu söyleyebiliriz. Yapılan birçok bilimsel araştırmada Japonların uzun yaşamlarının sırrının suşi ile bağlantılı olduğu ortaya atılıyor. Ancak dikkat edilmesi gereken bir şey varsa, o da bazı balıkların (özellikle çiğ ton balığının) içerdiği yüksek cıva oranı sebebiyle çok sık yenildiğinde cıva zehirlenmesine kadar götüren risklerinin bulunması. Bu nedenle hamilelere suşi tavsiye edilmez. Yine çiğ balığın risklerinden bir diğeri de solucan gibi parazitlere yol açmasıdır. Avrupa Birliği’nde alınan kararlara göre, burada servis edilen çiğ balıkların tüketilmeden önce en az 24 saat boyunca -20 derecenin altında dondurulması şart koşulur. Bu nedenle parazitler ölür, hastalık riski oldukça düşer ancak tazeliğini yitirmiş balık lezzetini de hafif kaybeder. Avrupa dışında da riskle birlikte yediğiniz balığın lezzeti artar. Seçim size kalmış 🙂

You may also like...

11 Responses

  1. Açıklama için teşekkürler

  2. kesinlikle bu deneyimi birgun yaşamak istiyorum

  3. Ali Aslan says:

    evet çiğ balık konusuna katılıyorum bencede pişerken bazı yiyecekler besin değerini kaybediyor.

  4. suşi kesinlikle türkiyede yedikleriniz gibi değil, orada yemenin tadı bir farklı. burada yiyip de yiyenleri acımasızca eleştirmemek gerek. haksız mıyım?

    • Bekran says:

      Kim nerede yiyor, kim kimi eleştiriyor, dediklerinizi tam anlayamadım 🙂

    • Denizli Günlük Apart says:

      kendileri spam yorum atarak web sitenizden link alma çabasındadır. Yazınız gerçekten hoş olmuş yazı dan sonra yorumları okumak ve her beğendiğim yazıya bir yorum bırakmak adetimdir. 🙂 yorumu yapanı eleştirmek istemiyorum çünkü gerçekten yazıyı okumadan birşeyler yazmış 🙂

    • Bekran says:

      Teşekkürler!

  5. Muge says:

    Burada İstanbul’da Kalamış Divan’nın arkasında Hai Sushi’de sushi train vardı. O zaman az olan sushiciler arasında en lezzetlisiydi hatta. Sonra daha iyileri açılınca uğramaz oldum şimdi durum ne bilmiyorum tabi ama yazmışssın not düşeyim dedim 🙂

    • Bekran says:

      Bilgi için teşekkürler! Hai Sushi’ye ben de gitmiştim yıllar önce, fakat sushi train’i farketmedim o zaman. Dikkatimden kaçmış demek ki 🙂

  6. Ercan says:

    daha suhhi yememiş biri olarak çok merak ediyorum japon yemeklerını yazınızla cesraet aldım yerkende rezil olmak istemiyorum en kısa zamanda deneyeceğim

Yorum yazın