Krakow Rehberi

Polonya’nın başkenti Varşova’dır ama kültür, sanat ve eğitim deyince kesinlikle Krakow çıkar öne. Küçük bir şehir olmasına rağmen barındırdığı onlarca kaliteli üniversite sayesinde Polonya’nın her yerinden gençler burada okumayı hayal eder (Krakow’da her 4 kişiden biri üniversite öğrencisidir), mezuniyet sonrası ise Varşova’ya gidip para kazanmayı. Ama genç ve aile yanından uzak nüfusun yoğun olduğu her Avrupa şehri gibi eğlence, özgürlük ve yaratıcılık hat safhadadır Krakow’da. İlginç etkinlikler, festivaller ve şovlar hiç eksik olmaz, her hafta yeni mekanlar açılır şehir merkezinde. Özellikle baharı ayrı güzeldir, havası tertemiz ve sıcak, şehrin her tarafına dağılmış parklar yemyeşildir, öğrenciler de daha ayrılmamıştır. Bu şehri görmek isteyenler bahar ya da yaz aylarında gitmeli, gitmişken de en az 5 gün geçirmeli. Krakow’da yapılacak o kadar şey var ki. Akşamları da çıkmayı seviyorsanız çok yorulacaksınız ama yorgunlukların en güzeli bu 🙂

Tepeden şehir meydanı

Şehirde gezilecek görülecek yerler Kazimierz ve Stare Miasto (Tarihi Şehir Merkezi) bölgesinde toplanmış. Ama ilginçtir, buraya yolu düşen turistlerin mutlaka uğradığı iki yer şehrin 60km batısındaki Auschwitz-Birkenau Toplama Kampları ve 15km güneyindeki Wieliczka Tuz Madeni’dir. Buralara gitmek için de ya şehirdeki onlarca acentanın birinden tur satın alacaksınız ya da araba kiralayacaksınız. Ben iki seferinde de araba ile gittim, Polonya’da zaten araba kiraları oldukça ucuz. Rezervasyon için Arguscarhire sitesini tavsiye ederim. Günlük 120zl (88TL) gibi bir fiyata arabanızı şehir merkezinden alıp 24 saatte iki yeri de aradan çıkartabilirsiniz. Türkiye’de araç rezervasyonu yapmak isteyenlere de Vivi Rent a Car’ı incelemesini öneririm. vivi.com.tr‘ üzerinden araç fiyatlarını karşılaştırabilir, online oto kiralama rezervasyonu yapabilirsiniz. Şehirde park sorunu pek yok, ancak çoğu sokakta ödeme yapmanız gerekiyor. Yine de çok pahalı değil. Şu sitedeki haritadan fiyatı merkeze yakınlığına göre değişen 6 bölgenin sınırlarını görebilirsiniz, ödemeyene 50zl’lik (37TL) park cezası anında kesiliyor. Biz cezayı yedik, oradan biliyoruz 🙂

ULAŞIM

Şehir içi ulaşım tramvaylar sayesinde çok rahat. Duraklardan alamadıysanız gelen tramvayın üzerinde A işareti olan vagonuna binin, içindeki makineden tek yön bileti alın ve makinelerde işletin. Okutmasam ne olur demeyin, görevliler sürekli vagon vagon dolaşıp bilet kontrolü yapıyor. Bilet ücreti 2,8zl (2TL), 20 dakika boyunca geçerli ama turistik yerler arası genelde 20 dakikadan az sürüyor (40 dakika geçerli olanı 3,8zl). Taksi de ucuz ama turist olarak dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü buradaki taksiciler her ne kadar alışmadığımız şekilde kibar ve saygılı olsa da mesleğin getirdiği önlenemez bir dürtüden olsa gerek, turist görünce dolaştırmayı çok seviyor. Her firmanın fiyat tarifesi farklı, kapısındaki listeye iyice bakmadan binmeyin. Normalde açılış tarifesi 6-8zl olur, ardından da km başına 2zl artar. 10km mesafeye 26zl (19TL) verirsiniz, zaten 10km şehrin başından sonu ediyor. Radio taxi denilen telefonla taksiyi çağırdığınız sistem daha da ucuz oluyor. En ucuzu iCar. Barbakan ve Mega biraz daha pahalı ama yine güvenilir şirketler. Mesela iCar ile 40zl (30TL) gibi bir fiyata Balice Havalimanı’ndan şehir merkezine gidebilirsiniz. Bu şirketlerin telefon hattında genelde İngilizce konuşan birileri oluyor, önce üyelik kaydı yapıyorsunuz ardından bulunduğunuz yeri söylüyorsunuz. Taksinin kaç dakikada geleceği söyleniyor. Hemen ardından cep telefonunuza gelen mesajda taksinin plakası ve modeli yazıyor, aracı bulduğunuzda isminizi söylüyorsunuz ve biniyorsunuz. Halkın neredeyse tamamı radio taxi kullandığı için sokaktan boş araç çevirmek zor olabiliyor, özellikle gece sonunda.

Opera binası

Sınırsız geçerlilikte turist kartı işine girmemişler, hop on hop off da yok, zaten etrafta turist grubu da görmüyorsunuz pek. Önceki yazımda yazdığım gibi yeni yeni keşfediliyor Krakow ve 5 sene kadar sonra sokaklar turistle dolmuş, fiyatlar uçmuş olunca şu anki tadı kalmayacak. O yüzden gitmek için en güzel zaman 🙂

Bisiklet tutkunları için Krakow, yokuşsuz oluşu ve kilometrelerce uzayan parkurlarıyla tam bir cennet. Şehir merkezinden kiralayacağınız bisikleti alıp nehir kıyısına inin, Dębnicki ya da Grunwaldzki Köprüsü’nden nehrin karşı tarafına geçip güneye, Tyniec Manastırı’na doğru inen parkurdan bir buçuk saat kadar devam ettiğinizde çok güzel parklar ve kano meraklıları için yapay dalgalarıyla antreman havuzları var. Zaten 10 dakika kadar gittikten sonra şehirde olduğunuzu unutuyorsunuz. Eğer bisiklet konusunda seçici değilseniz, KMK sitesinden kaydını yapacağınız sistem ile şehrin 34 farklı noktasındaki bisiklet istasyonundan birine gidip şehir bisikletlerinden dilediğinizi alıp sürebilirsiniz. Fiyatlar çok ucuz bu şekilde, üyelik sırasında 20zl ödüyorsunuz (sistemden çıktığınızda paranız iade ediliyor) ama kiraladıktan sonra ilk yirmi dakikası bedava, daha sonra 1 saate 2zl, 2 saate 5zl, 3 saate 8zl alıyorlar. 3. saatten sonra her saat başı 4zl, 12 saatten uzun süre kiralayamıyorsunuz. Sistem sadece Nisan-Ekim ayları arası çalışıyor.

Tarihi şehir merkezinde faytonla dolaşmak turistler arasında çok yaygın. Arabacısından (daha çok kadın oluyor) atlara kraliyet kortejinden çıkmışcasına özenle süslenmiş bu faytonlarla şehrin sokaklarını dolaşmanın fiyatı yarım saatlik 100zl’den başlıyor, 350zl’ye kadar çıkıyor (4-5 kişilik ücret).

KONAKLAMA

Krakow yine söylüyorum, küçük bir şehir. Neresinde kalırsanız kalın, şehir merkezine en fazla yarım saat yürüme mesafesinde oluyorsunuz. Ancak özellikle geceleri dışarı çıkıldığında belli bir saatten sonra kolay kolay ulaşım imkanı bulamayacağı için şehir merkezinde, ya Stare Miasto‘da ya da Kazimierz‘de kalmak çok mantıklı. Zaten fiyatlar da genel olarak düşük olduğu için haritadan yer beğenin ve istediğiniz yeri tutun 🙂 İlk gidişimizde Airbnb’den tarihi şehrin hemen dışındaki eski bir sokakta gecelik 47€ gibi bir uygun fiyata iki odalı harika bir çatı katı tutmuştuk, 2015 yazında kaldığımız zaman ise yine daire tutmaya karar verdik. Meydana 15 dakika yürüme mesafede, dev bir şehir parkı olan Park Jordana‘nın hemen dibindeki 2 oda salon, çok güzel dekore edilmiş şehir manzaralı daireye aylık 650€ verdik, turist sezonunun ortasında bu fiyat gerçekten bedava. Airbnb gibi sitelerden daire tutmak mantıklı, ama yine de uğraşmak istemiyorum derseniz gayet kaliteli otel ve hosteller de var.

Peki 5 gün boyunca Krakow’da ne yapılır, ne yenilir? Barcelona hakkında yıllar önce yazdığım rehberin tutmasının üzerine bu güzel şehir üzerine de çok yorulmayacağınız, maksimum keyif alacağınız bir program hazırlamaya karar verdim. Umarım beğenirsiniz 🙂

NOT: Aşağıdaki fotoğrafların bir kısmı wikipedia gibi sitelerden alınmıştır.

5 GÜNLÜK KRAKOW GEZİ PROGRAMI

1. GÜN

Muhtemelen uzun yoldan geldiniz (Türkiye’den direk uçuş yok, Varşova’dan aktarma yapacaksınız), biraz dinlenmek hakkınız 🙂 İlk gün sizi tarihi şehirde kalacağınız otelinizin etrafında bir yürüyüşe çıkartalım. Tarihi şehri çevreleyen parktan (Planty) kuzeye doğru çıktığınızda Barbakan Krakowski isimli, orta çağdan kalma ama çok iyi korunmuş bir hisar göreceksiniz. Hisardan şehre Brama Florianska sur kapısından geçiliyor ve bence Krakow’a ilk defa gezmeye gelenler için görkemli bir giriş, insanı yüzyıllar öncesine götürüyor. Sağ ayak önce basmayı unutmayın 🙂 Sur kapısıyla meydanı bağlayan Florianska Sokağı, Krakow’un en pahalı ve havalı sokağı. Tarihte Leh burjuvazisinin ikamet yeriyken şu anda pahalı dükkanlarıyla alışveriş sokağı görevi görüyor. Çok geçmeden Rynek Glowny (Market Square) meydanına varacaksınız. Akşamı gündüzünden de güzel meydanın, tüm binalar ışıl ışılken mutlaka bir taraflardan gelen klasik müziğin de etkisiyle havuzun başına geçip saatlerce oturmak isteyebilirsiniz. Havuzun hemen yanında Adam Mickiewicz heykeli var, kendisini bilenler vardır. Polonya’nın en ünlü şairi, krallarından çok sever onu Polonyalılar. Kendisi 19. yüzyıldaki Kırım Savaşı zamanında İstanbul’a yerleşmiş, hayatının son günlerini de Beyoğlu Tarlabaşı’ndaki evinde geçirmişti. Şu anda o ev de müze haline getirildi. Karnınız acıktıysa meydanın üstündeki restaurantlar biraz pahalı, onları es geçin ama şehrin en kaliteli restaurantları sadece üç dört sokak ötede.

Akşam çöktükçe Grodzka Sokağı‘ndan veya yanındaki şehrin en eski sokağı olan Kanonicza Sokağı‘ndan güneye doğru devam ederseniz zaten 10 dakika içerisinde Wisła Nehri kıyısına ulaşacaksınız. Şehir kapısından başlayıp kaleye inen bu yola Kraliyet Yolu deniyor. Nehre vardığınızda ister çimlerde oturun, ister Pod Wawelem Oteli’nin tepesindeki Malecon Cafe‘de birer kahve içmek için panaromik manzaralı terasında, ister de nehir kıyısına demirlemiş turist teknelerinde, ışıkları nehri aydınlatan kalenin görüntüsü karşısında güzel zaman geçireceksiniz 🙂 Eğer akşamı yakınlarda birer içki ile noktalamak istiyorsanız, Grunwaldzki Köprüsü‘nden nehrin karşısına geçip sola doğru yürüyün. Çok geçmeden uzun terkedilmiş bir bina göreceksiniz, hemen önünde tüm şehirdeki favori yerim olan Forum Przestrzenie var. Şezlongların yayılmış yıldızların altında biraları yudumlayıp sürekli ışıldayan nehri izlerken günün tüm yorgunluğunu atacaksınız. Forum’un devamındaki köprüler ile Kazimierz semtine geçebilirsiniz, bunların arasında Aşıklar Köprüsü (Kładka Ojca Bernatka) de var. Genç aşıklar aşklarını ölümsüzleştirmek için demirlere isimlerinin yazdığı bir kilit takıyorlar, anahtarını da suya atıyorlar. Krakow’a izinizi bırakmak istiyorsanız tam zamanı 🙂

2. GÜN

Camelot Cafe‘de inanılmaz smoothie’ler eşliğinde organik bir kahvaltının ardından gününüzü önce Wawel Kalesi (Zamek Królewski na Wawelu), ardından Kazimierz’te gezmeye ayırın. Wawel Kalesi dışarıdan bakınca çok sade duruyor ama 700 yıllık görkemli bir geçmişe sahip, tüm Polonya’nın da en önemli tarihi mirası. Dilerseniz içindeki katedrali ve kraliyet hazinelerinin sergilendiği müzeyi görebilirsiniz. Chicago’daki büyük Polonya nüfusunu sembolleştirmek adına şehrin dev gökdelenlerinden olan Tribune Tower’in inşasında bizzat Wawel Kalesi’nden sökülüp getirilen bazı kolonlar kullanılmış. Kraliyet Bahçeleri’nde gezip surların tepesinden manzarayı izledikten sonra aşağı, nehir kıyısına indiğinizde bir ejderha heykeli göreceksiniz.

Smok Wawelski isimli ejderha efsaneye göre şehre korku salan zalim bir yaratıkmış, her sene genç kızlardan birini yiyormuş. Sonunda şehirde prenses Wanda dışında kız kalmayınca halk çok sevdikleri prensese zarar gelmesin diye ejderhayla savaşmaya başlamış. Pek çok başarısız denemenin ardından Dratewka isimli bir tamirci çırağının aklına koyun postuna zehir doldurmak gelmiş ve bunu yaratığın kaldığı mağaranın önüne bırakmış. Koyun zannedip zehri bir lokmada yutan ejderha çok geçmeden hastalanmış, dinmeyen susuzluğundan Wisła Nehri‘nin suyunu içip bitirmiş ve sonunda patlayarak ölmüş. Heykel her 5-10 dakikada bir ateş püskürtüyor, Polonyalılar çocuklarını seni ejderhaya veririm diye korkuturmuş 🙂 Ejderhanın ini olarak geçen mağara (Smocza Jama) da şu anda turistlerin uğrak noktası halinde geldi, girişi hemen kalenin kurulu olduğu Wawel Tepesi’nin batı kenarında. Katedralin hemen girişinde de ejderhanın kemikleri olduğunu iddia ettikleri kemikler sergileniyor, gerçekliği meçhul 🙂

Kazimierz Krakow’un bohem mahallesi, sanat merkezi. İsmini ünlü Leh kralından alan ve Yahudi semti olarak da bilinen Kazimierz, büyük tarihi öneme sahip aslında. 14.yy’dan itibaren bağımsız bir şehir, krala bağlı, Yahudilerin ağırlıklı yaşadığı varlıklı bir bölge imiş. 1941’deki nazi işgali ile Yahudiler toplanıp nehrin karşı kıyısındaki Podgórze gettosuna yerleştiriliyorlar (Schindler’in Listesi filmindeki fabrika bu bölgede) ve çoğu buradaki toplama kampında öldürülüyor. Kazimierz de nazi yıkımı ve savaş sonrası komünist dönemdeki ihmalkarlık sonucu şehrin en döküntü yeri haline geliyor. 90’lı yıllarda insanlar merkeze ve nehre yakın oluşunun da etkisiyle tekrar canlandırıyor semti ve şu anda tarihi sinagogları, özellikle Orta Doğu mutfağında uzmanlaşmış restaurantları ve sayısız barıyla Krakow’un en gözde yerlerinden biri. Sanat galerilerinin ve antika dükkanlarının tamamı burada.

Kazimierz bölgesinde 16.yy’dan kurulmuş Eski Sinagog (Stara Synagoga), Remuh Sinagogu, hemen yanında da 1511 yılından kalma bir mezarlık var. Şu anda pek Yahudi yaşamıyor semtte ancak her sene Yahudi festivalleri düzenleniyor. Tarihi avluların çoğunu da egzotik restaurantlara ve sanatsal kafelere çevirmişler. Bir çok mekanın duvarları savaşın izlerini taşıyor. Yıpranmış duvarlarıyla, aynen korunmuş karanlık ve ahşap iç dekorlarıyla son derece karakter sahibiler. Alchemist Bar‘da arka odaya gitmek için bir gardırobun içinden geçmek zorundasınız mesela, yine Kolorowy Miś‘in arkasındaki gizli avluya karanlık dar merdivenlerden inip çıkarak varabiliyorsunuz. Ünlü Miodowa Sokağı‘ndaki Hamsa Restobar ise semtin en ünlü Orta Doğu restaurantı, yüksek duvarlarla çevrili avlusunda humus ve falafelin gayet başarılı örneklerini tadabiliyorsunuz. Menüsünde bazı Türk lezzeteri  de var 🙂 Daha geleneksel Yahudi resturantlarını denemek istiyorsanız, Hamsa’nın arkasındaki Szeroka Sokağı‘nı tavsiye ederim, aynı isimli meydanın da çok tarihi bir havası var.

Plac Nowy Kazimierz’in hayat damarı. Burası daha çok akşam partiye gitmeden önce etrafındaki barlardan birinde içip, milletle tanışmak için uğranılan bir yer. Çevresinde de onlarca kaliteli restaurant var. Gece geç saatlerde parti dönüşü gençler meydanın tam ortasındaki dairede bulunan 10-15 büfenin birinde zapiekanka yemeye geliyor. Zapiekanka uzunca bir baget ekmeğin üstüne, önce mantar ve peynir, onun üstüne de dilediğiniz malzemenin eklendiği ve fırınlanarak servis edildiği çok lezzetli bir yiyecek. Polonyalılar gurur duyar bu sandviçleriyle, aklınızda olsun 🙂

Eğer bir Pazar gününe denk getirebilirseniz, Plac Nowy’de sabah 7-öğlen 1 arası bit pazarı oluyor.

BONUS: Şehrin en iyi dondurması Kazimierz’in hemen dışındaki Starowiślna Caddesi’nde bulunan Lody na Starowiślnej‘de (Sadece ilkbahar ve yaz aylarında açık). Sıra oluyor kapısında, yarım saat bekliyorsunuz ama gerçekten değer. Özellikle kuruyemişlisini tavsiye ederim 🙂 Elinizde dondurma ile bu caddeden tarihi şehre doğru ilerleyip Sienna Sokağı’nın Market Square’ye kadar varan arnavut kaldırımlı yolunda yürüyün. Bazilikanın, çevresindeki binaların üzerinden görünüp yavaş yavaş yükseldiği oldukça romantik bir yürüyüş yolu, özellikle yağmurlu bir günde.

>>2.günün ardından ne yapılır, öğrenmek için bir sonraki sayfaya göz atın..

Benzer yazılar...

2 Yorum

  1. bunca gezdiğin ülkeler içerisinde en çok hangisinden etkilendin hangi ülkede yaşamak isterdin ? : )

Yorum yazın