Üç Ülkenin Kucaklaştığı Yer, Iguazu


[singlepic id=1925 w=200 h=150 float=left]Brezilya’da şimdilik son durağımız Foz do Iguaçu, birkaç ay sonra Avrupa’ya dönmeden önce yolum ülkenin kuzey kıyılarından geçecek. Aslında Iguaçu’yu ve adını verdiği şelaleleri Brezilya’ya mal etmek yanlış olur çünkü Iguazu Nehri Brezilya ve Arjantin’i ayıran bir sınır görevi görüyor, bu sayede her iki tarafta da kurulan ulusal parklar ziyaret edilerek şelaleler izlenebiliyor. Arjantin kısmındaki sınır kasabasına da Puerto Iguazu deniyor. Bir diğer tarafta ise Brezilya Paraguay ile Itaipu Barajı’nı paylaşıyor. Aynı şekilde ister Brezilya’dan, ister Paraguay’ın sınır kasabası Ciudad del Este’ten geçerek görmeye gidebilirsiniz bu dünyanın en büyük hidroelektik barajını.

Üç ülkenin paylaşımcı bir ruhla bir araya geldiği bu noktanın Güney Amerika’nın en ilginç ve en görülesi yerlerinden biri olduğu kesin.

[singlepic id=1937 w=200 h=150 float=right]Herkes şelalenin iki taraftan da görülmesi gerektiğini tavsiye ettiği için önce Brezilya kısmında iki gece kalalım dedik. Havaalanından şehir merkezine giden otobüslerden birine atlayıp yanlış durakta indikten ve hostel’e varana kadar bir yarım saat kadar yürüdükten sonra odamıza yerleştik ve şehri keşfetmeye çıktık. Zaten çok küçük bir yer ve gezilecek görülecek yapıları yok, buraya gelen herkesin kafasındaki tek şey şelaleler. Yalnız şelale turizminin sağladığı gelirlerden gözü doymayan bazı işletmeciler çılgın rakamlarla karını arttırma peşindeydi, ilk gittiğimiz orta halli bir mahalle lokantasında et yemeklerinin 40-50TL arası olduğunu görünce bunu yakınen anlamış olduk. Biz de gidip fastfood yedik. Ardından hostel’e dönüp kendimizi yarınki şelale deneyimi için hazırlamaya başladık.

Şelaleye gitmeden önce aklımıza bir fikir gelmişti. Hostelde konuşuluyordu, bazıları öğle yemeği için Paraguay’a geçiyormuş ve birkaç saat dolaşıp geri dönüyormuş. Öncesinde aklımızda hiç [singlepic id=1930 w=200 h=150 float=left]böyle bir şey yokken birden içimize yeni bir ülke görme ateşi düştü. Nasıl gidileceğini öğrendikten sonra atladık otobüse(3,5BRL). Otobüsümüzün neşeli şoförü bizi sınır kapısında indirdi, Brezilya kısmından çıkış damgamızı bastırdıktan sonra iki ülke arasındaki köprüde bir onbeş dakika yürümemiz gerekti. Köprüye her iki ülke sınırlarını belirten bir çizgi çekmişler, hatıra fotoğrafı çektikten sonra Paraguay kontrolüne girdik. Görevli günübirlik girişlerde damga basmadıklarını söyledi, biz de sırf pasaportumuzda anısı olsun diye bir gün kalacağız diye yalan söyleyip damgamızı vurdurduk 🙂 Paraguay’ın sınır kenti Ciudad de Este kaotik bir şehir, yoğun trafik altındaki araba kornaları, dökük pazarlar, yüksek bakımsız apartmanlar ve sürekli size yanaşmaya çalışan satıcılar.. Brezilyalılar buraya alışveriş yapmaya geliyormuş, özellikle elektroniğin çok ucuz [singlepic id=1932 w=200 h=150 float=right]olduğunu duyduk. Biz de pazarda biraz yürüdükten sonra alışveriş merkezine girelim dedik. Pasaport kontroldeki görevlinin elinde süslü bir metal bardak vardı, bardağın içinde bir tür bitki karışımı, metal pipetten içip duruyordu. Merak edip sorduk, ismine terere dedi. O güne özelmiş, sokakta herkesin elinde de bundan gördük. Uruguay’da mate diye bir içeceği duymuştum, onun bir türü olması gerek. Hemen sokak satıcıların birinden bir bardak alıp hızlıca içtik. Pek tadını aldığımız söylenemez, gerçi bitkinin iyice ezilip özünün çıkartılması gerekiyormuş, Uruguay’da hakkını vererek hazırlarız. Alışveriş merkezinde de biraz oyalanıp çıkış damgası için kontrol noktasına geri döndük ve aynı köprüyü geri yürümeye başladık. En kolay sınır geçişlerimden biriydi bu, ne soru soruyorlar, ne evrak istiyorlar. Hep böyle devam etse ya 🙂

Brezilya sınırında bir şeyler yiyip şelalelere giden bir otobüse bindik. Şelalenin giriş ücreti 41BRL. Şelaleleri barındıran ulusal park çok büyük bir alanı kaplıyor(1986’da UNESCO dünya mirası seçilmiş), şelaleye varmak için bileti verdikten sonra parkın ücretsiz otobüslerinden birine atlayıp 10 kilometre kadar gitmeniz gerekli. Ardından indiğiniz noktadan başlayarak 1,5 kilometrelik bir yürüyüşe başlıyorsunuz. Belli yerlerde manzara noktaları var, yolun sonuna varır varmaz tüm şelaleler mükemmel bir panaromik manzara [singlepic id=1924 w=200 h=150 float=left]ortaya çıkararak adeta gövde gösterisi yapıyorlar. Şelalelerin o güçlü gümbürtüsünün altında her tarafı sis gibi kaplayan su bulutları altında ıslanmak daha önce yaşamadığım bir deneyimdi, bayıldım. Parkın diğer özelliği yerel hayvanların en güzellerine ev sahipliği yapması, en önemlileri renkli papağanlar ve rakunlar. Rakunlar her yerdeydi, maymun gibi oradan oraya geçip yemek arıyorlardı. Fotoğraflarını çekip dönüş otobüsüne bindik. Şehirde büyük bir süpermarkete gidip yemek alışverişi yaptıktan sonra (hazır brigaderio bile vardı! 🙂 ) hostel’e geçtik. Günlerden Cumartesi olunca bu küçük şehrin gece hayatının nasıl olduğu konusunda bir merak doğmuştu içimizde. Bu merakı gidermenin en kolay yolu gidip görmekti, biz de altımızda yatmalık kıyafetlerimizle gayet iyi gözüken bir bara girdik. Neyse garsonlar herkesin süslenip geldiği o mekana bizi o halde alma inceliğini gösterdiler 🙂 Bira, caipirinha, sangria eşliğinde muhabbetten sonra dönme zamanıydı. Ertesi günden itibaren yeni bir ülke, yeni yemekler ve yeni bir dil bizi bekliyordu: Arjantin.

[singlepic id=1936 w=200 h=150 float=right]Arjantin’deki Puerto Iguazu şehrine gitmek için 4BRL istediler, sınırda sizi indirdikten sonra beklemiyorlar ve aradaki köprü yürünmeyecek kadar uzun, bu yüzden 50 dakika sonra gelecek bir sonraki otobüsü beklemekten başka çareniz yok. Önceki otobüste bilet alırsanız sonraki için tekrar 4 lira ödemiyorsunuz. Arjantin sınırında tekrar indik, çok kolay bir şekilde damgalarımızı bastırdıktan sonra bu sefer bizi bekleyen otobüse tekrar atlayıp 15 dakika içinde şehir terminaline vardık. İlk işimiz Buenos Aires’e gidecek otobüs bulmaktı. Puerto Iguazu’da bir gün kalmayı düşünüyorduk aslında ama zaman kısıtlı olunca ve başkent otobüsleri 20 saat kadar sürdüğü için şelaleleri öğlen ziyaret edip akşam da otobüse atlar yola çıkarız dedik. Oysa Arjantin tarafındaki [singlepic id=1942 w=150 h=200 float=left]bu şehir çok daha güzelmiş, gayet de iyi hostel’ler var, kalınsa kalınırdı 🙂 Böylece çok sayıdaki otobüs şirketlerinden birinde o akşam 5’de yola çıkacak otobüse koltuk bulduk ve hemen yerimizi ayırttık. Burada otobüs sistemi çok gelişmiş, her otobüste semi-cama, cama ve cama suite diye üç ayrı sınıf var. Semi-cama bizim otobüslerimizdeki koltuklar, cama suite tamamen yatabilen koltuklar, cama ise ikisinin arası. Semi-cama’ya 497, cama’ya 500 pezo (200TL) deyince haliyle daha rahat olanı seçtik. Otobüslerde tuvalet-yastık&battaniye-akşam yemeği-kahvaltı-şampanya servisi gibi bu tür yolculuklarda alışık olmadığımız lüksler var. Bankanın birinden Arjantin pezosu çekip yemeğimizi yedikten sonra şelaleye gidecek otobüsü aramaya gittik. Sonunda İspanyolca konuşulan bir yere gelmek güzel oldu, fırsatını buldukça bildiğim İspanyolca’yı kullanıp, bilmediğim yerlerde de kitaptan bakıp anında pratik yapmaya çalışıyorum. Hedef dört ayda bu işi halletmek, dili öğrenmeden dönmek çok ayıp olur.

Arjantin tarafındaki şelalelere (Cataratas) girmek için de Brezilya ile aynı ücreti istiyorlar: 100 pezo (41TL). Bu tarafın özelliği otobüs yerine trene atlamanız, Ekolojik Orman Treni diye geçen bu yavaş trenle yapılan 20 dakikalık bir yolculuk sonrası yürüyüş yolunun başına varıyorsunuz. Burada daha farklı bir doğadan ilerliyorsunuz,  yolun sonu şelalelerin en görkemlisi, en gür seslisi olan Şeytan’ın Boğazı’na varıyor. Koca nehri üzerindeki köprüleri yürüyerek aşıp bu şelalenin döküldüğü yere [singlepic id=1940 w=200 h=150 float=right]vardığımız ilk an o kadar etkileyiciydi ki anlatması çok güç. Daha ilk andan Brezilya kısmından çok daha iyi olduğuna kanaat getirdim. Aşağısı zaten su bulutlarının oluşturduğu sis yüzünden görülmüyor, şelalenin içinde hemen altımızda ise hiç kaybolmayan bir gökkuşağı tüm güzelliğiyle asılı kalıyordu. Çektiğimiz fotoğraflar o anın hakkını vermekte ve hissettiğimiz duyguları hissettirmekte yetersiz kalıyor. Hiç ayrılasımız gelmedi, kavurucu güneş bile bizi olması gerektiği kadar rahatsız edemiyordu. Ancak dönmemiz lazımdı, geri dönen trenle çıkışa gidip ardından şehir otobüsüne atladık ve Buenos Aires otobümüzün kalkamasına 20 dakika kala terminale vardık. Eğer daha fazla zamanımız olsaydı Isla San Martin denilen bir adaya geçip nehir kıyısındaki kumsalda yüzme fırsatı sunuyorlardı ama ne altımızda mayomuz vardı ne de zamanımız.

Iguazu Şelaleleri dünyanın en büyük doğa harikalarından biri. Brezilya’ya, Arjantin’e ya da Güney Amerika’daki herhangi bir ülkeye yolu düşen olursa buraya uğramadan dönmemeli. Bu arada ünlü müzisyen Gustavo Santaolalla’nın Iguazu isimli parçasını yazının başına ekledim, Babel ve Motorsiklet Günlükleri filmlerinde çalmıştı. Umarım beğenirsiniz.


You may also like...

8 Responses

  1. uğur says:

    ilk olarak dünyanın en kolay sınır geçişi için tebrik ederim 🙂 umarım bundan sonrası içinde aynılarıyla karşılaşırsınız. karşılaşırsınız diyorum çünkü artık iki kişi olmuşsunuz. bunun içinde bir tebrik. yalnız olmamak bir seyyah için bazen güzel bazende çok sıkıcı olur. en azından bundan sonrasında daha eğlenceli bir seyahat olacağa benziyor. merakla bekliyoruz..

    • Bekran says:

      Yok yanlış anlaşılmadı orası, sorun yok 🙂 Yolculuğumu başından beri yaklaşık 5 aydır tek başıma götürdüğüm için uzun bir süreliğine yol arkadaşıyla gezmenin de farklı bir deneyim olacağını düşündüm, gezinin tekdüzeliğini bozup renk katacaktı ve kattı da. Her iki gezme şeklinin de kendine has güzel yanları var ama bundan sonra daha eğlenceli bir seyahat olacağı konusundaki görüşlerine katılıyorum 🙂

  2. uğur says:

    edit: “yalnız olmak” dicektim yukarıda. yanlış anlaşılmasın sakın 🙂

  3. MariaLopez says:

    Uruguaydasinnn, gitmissin! 🙂 Sinirsiz et ye, Arjantin ve Uruguay yazini da cok bekletme umarim begeniyorsundur.

    • Bekran says:

      Evet gittik 🙂 Buenos Aires’ten birkaç saatlik feribotla rahatlıkla geçiliyordu, hem o kadar tavsiye duyunca gitmemezlik olmazdı.. İki günlük küçük bir geziydi ama, bu gece dönüyoruz Arjantin’e. Etler harika, yazıda bahsedeceğim 🙂

  4. hayriye says:

    alıntı : Bu doğa güzelliğini, Álvar Núñez Cabeza de Vaca 1542 yılında keşfetmiştir. Eleanor Roosevelt bu nefes kesici doğa mucizesine baktığında, ağzından şu iki kelime dökülmüş: “Poor Niagara” (zavallı Niagara)

    🙂

    babel güzel filmdi..
    rakunlarda çok şeker..
    iyi geziler 🙂

    • Bekran says:

      🙂 Bu güzel ayrıntıyı bilmiyordum ben, teşekkürler paylaştığın için. Ama gerçekten: “Poor Niagara” 🙂

  5. Anonymous says:

    merhaba,

    Arkadasimla 20 Kasim – 1 Aralik arasi Buenos aires e gidecegiz. Seyahatimiz sirasinda
    Iguazu ve Uruguay a da gitmek istiyoruz.
    1)Iguazu icin 17-18 saat otobus yolculugu bizi biraz tedirgin ediyor. Ancak sanirim oradaki otobus yolculugu bizim turkiye dekinden cok daha konforlu imis. Buenos Aires- Iguazu arasi pekcok otobus firmasi var. Siz hangi firmayi tercih ettiniz ya da hangisini onerirsiniz? Rica etsem bu konuda yardimci olabilir misiniz?
    2)Uruguay’ a gidis icin bir oneriniz olur mu? Yaklasik fiyat hakkinda bilgi verebilir misiniz?

    Simdiden cok tesekkurler.

    Iyi gunler,

    Canan

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.