Rio’da Unutulmaz Deneyimler


[audio:samba.mp3]

[singlepic id=1856 w=200 h=150 float=left]Rio’ya varmak için tam 38 saat yolculuk yapmam gerekti. Önce Hawaii’den Los Angeles’a giden Hawaiian Air uçağına bindim, ardından Los Angeles’ın karmakarışık havaalanında bir uçaktan diğerine koşturdum. Amerika Rio arası ucuz havayolu şirketi yoktu ve Ağustos ayı olmasına rağmen bileti almak için çok geç kalmıştım. Ekonomi sınıfı fiyatları uçmuştu ama 50 dolar fark verip business class’a geçme şansım vardı, ben de hemen aldım. Panama aktarmalı bu ikinci yolculuk zorluydu (7’şer saatlik iki uçuş, 5 saat aktarma) ama rahat koltuklar, iyi yemekler, ikramlar, Panama’da VIP lounge falan derken çok harap düşmedim. Hatta birkaç saatliğine bile uyumuşum uçakta (oturur vaziyette uyuyamama sıkıntım var da). Sonuçta gece 2 gibi vardığım Rio Havaalanı’ndan o saatte tek ulaşım yolu taksi olduğundan (şehre gece 100TL civarı tutuyor) orada oyalanıp sabah işlemeye başlayacak shuttle servisini beklemeye başladım. Sabah 6’da bindiğim minibüse 12 Real verdim (Brezilya reali ve Türk lirası hemen hemen birebir) ve 2,5 saat sonra hostel’in olduğu bölgedeydim. Normalde 45 dakikalık [singlepic id=1857 w=200 h=150 float=right]yolun neden bu kadar uzun sürdüğünü tahmin edebilirsiniz, karnaval dünyanın en büyük partisi ve bu dönemde her ülkeden toplam 5 milyon kişi akın ediyor Rio’ya. Okullar, işler, her yer karnaval için tatil edilince sokaklar insandan ve arabadan geçilmiyor. Şehirde hostellerin toplandığı üç ana bölge var: Ipanema, Copacabana ve Lapa. Seçtiğim Ipanema bölgesi, meşhur Copacabana Plajı’nın hemen ardında yer alıyor, internette Copacabana bölgesinin özellikle geceleri pek tekin olmadığını okuyunca ve Lapa plaja uzak olunca Ipanema’da karar kılmıştım. 6 kişilik yurt odasındaki ranzaya gecelik 180TL ödedim (minimum 5 gece şartı var) ve bulduğum en ucuz yer burasıydı 🙂 Rezervasyonu Ekim ayında yapıp tüm miktarı ödemiştim, birkaç hafta kala yer ararsanız benzer yerler gecelik 400TL. Minibüsle iyi bir şehir turu yapmış olduk, havaalanı çıkışında Rio’nun gecekondu mahalleleri olan favela’ların yanından geçiyorsunuz, turistler bu manzarayı görmesin diye otoyolların iki yanına setler çekmişler. Sonunda daha güvenli Ipanema bölgesine vardık ama burada bile ilk dikkatimi çeken apartman girişlerinin dışına örülmüş dev kafesler oldu, kafesin iç kısmında güvenlik görevlileri bekliyordu. Halk favela sakinlerinden nasibini fazlaca almış anlaşılan.

Rio Karnavalı Nasıl Başladı?

300 kadar yıl önce krallık döneminde kölelere beş gün izin verilirmiş. Bu beş gün boyunca köleler dilediklerince yiyip içip dans ederek tüm kurtlarını dökermiş. Kölelik yasaklandıktan sonra da bu beş gün geleneksel hale getirilip günümüze kadar gelmiş. Yılın değişik zamanlarında yapılan karnaval, Perşembe günü başlayıp [singlepic id=1877 w=200 h=150 float=left]Fat Tuesday-Şişman Salı günü sona eriyor. Bu arada bizim Rio Karnavalı terimimiz Türklere özgü, Brezilya’da Karnaval diyorlar, çünkü bu beş gün tüm ülke çıldırıyor. Karnavalın tam tarihi Paskalya Bayramı’na göre belirleniyor ve 46 gün önce başlıyor. Biliyorsunuz Paskalya Hristiyanlık inancında oruç tutulan, dünyevi zevklerden uzak durulan bir süreç. Brezilyalılar dinlerine çok bağlı bir halk, o yüzden oruç öncesi dağıtma işini çok ciddiye alıyorlar. Karnavalın en hoşuma giden tarafı herkesin bunun için aylar öncesinden hazırlanması oldu. Özellikle kıyafetlerden ayrıca bahsetmek lazım, kimi o televizyonlardan izlediğiniz şatafatlı renkli kostümler diktirirken veya satın alırken kimi de Süpermen, Fred Çakmaktaş, dansçı polis gibi kostümlerin içine giriyor. Favorilerim Catwoman ve Wonder Woman kostümleri oldu 🙂 Turistler de karnaval sitelerinden kıyafet sipariş edip buraya geldiklerinde teslim alıyorlar. Erkekler aylar öncesinden spor salonlarına gidip vücutlarını şekle sokmak için büyük gayret verirken, kadınlar ise plastik cerrahi kliniklerinde karnaval paketlerinden uygun gördüklerini seçiyorlar.

Zevkler ve Günahlar

Bu yolculukta yaşadıklarımdan sonra hep hiçbir şey artık beni şaşırtamaz diyorum ve ardından Rio gibi yerlere gelince yeni bir şok yaşıyorum. Çarpık ilişkiler, suç ve uyuşturucu karnavalın başlıca temaları. Halkın büyük kısmı ve genç sırtçantalı turistler sokaklarda yapılan partilerde sınırları zorlarken, paralı kesim ve ünlüler otellerin özel salonlarında yapılan ve girişi 800TL civarı olan maskeli balolara katılıyor ve bu balolar geç saatlerde orgy seanslarına dönüyor. Sokaklarda ve plajlarda ise kuytu köşelerde yürürken yerde sevişen çiftlere, homoseksüellere, biseksüellere, pedofililere basmadan geçmeye dikkat etmeniz lazım.Uyuşturucu deseniz her yerde. Oda arkadaşlarım olan iki Kaliforniya’lı kız bir akşam odaya gelip kokain koyacak küçük poşetim var mı diye sordular. Sonra da yanlarındaki dört erkekle ayrı bir odaya geçtiler, sonra olanları burada yazması güç. Burası tam bir günah şehri, bir diğer deyişle modern dünyanın Pompeii’si.

Rio Halkı

[singlepic id=1876 w=200 h=150 float=right]Rio’lular çok şanslı gerçekten. Dünyanın en büyük partisine, en büyük müzik festivaline (Rock in Rio) ve en iyi yılbaşı kutlamalarından birine ev sahipliği yapıyorlar. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de 2014’te futbolda Dünya Kupası’nı, 2016’da da Olimpiyatları düzenleyecekler! Her geçen sene  burayı konu edinen Hollywood filmleri sayesinde de şehrin popülaritesi hızla artıyor. Etkinliklere katılmak isteyenler kalıyor ama bu çılgınlıktan uzaklaşmak isteyenler de evlerini turistlere günlüğü tam 1000TL’den başlayan fiyatlarla kiraya verip tatile çıkıyorlar. Şimdi oradan ev alınsa, kiralanarak Olimpiyatlara kadar parasını çıkaracağından eminim 🙂

[singlepic id=1870 w=200 h=150 float=left]Karnaval dönemi turistlere çalışan herkes çok büyük paralar kazanıyor (sadece ilk gün yarım milyar dolar harcanmış şehirde). Her şeyin fiyatları üç beş katına çıkmış (günübirlik şehir turu 190TL olur mu hiç 🙂 ), yemek deseniz fastfood dışındaki her şey 30-40TL’den başlıyor. O meşhur et restaurantları Rio’dan sonraya kaldı artık. Burada tam beslenemedim sonuçta, neyse hostel’in kahvaltısı iyiydi de sabahları adam gibi doyabiliyordum. Ardından sokaklarda sandviç, hotdog, hamburger ne bulduysam onu yedim. Yalnız Brezilya’ya özgü Açai (asai diye okunuyor) isimli bir meyve içeceği var ki tadı şahane. Sandviç yanında çok güzel gidiyor ve akşamdan kalmalar için birebir. Her gün bol bol içtim. Fiyatlama ise çok sinir bozucu, önünüzdeki Rio’lunun iki lira verdiğini gördüğünüz hotdog’un aynısının fiyatını İngilizce sorarsanız beş lira diyorlar. Sonra da açık açık “Gringo price-gavur fiyatı” diyorlar pişkin pişkin. Ben de ilk günlerden sonra Portekizce birkaç kelime öğrenip yabancı olduğu çaktırmamaya çalıştım. Başta 4TL ödediğim ellilik kutu biraya 2,5TL vermeye başlayınca faydasını görmedim diyemem 🙂 Bu arada şehirde karşılaştığım herkes beni Brezilyalı sanıyordu, sürekli bana Portekizce bir şeyler soruyor ya da anlatmaya çalışıyorlardı. Anlamıyorum deyince de çok şaşırıyorlardı. Genelde hoşuma gidiyordu bu, zaman zaman evet, hayır diyerek ve yüz mimiklerini kullanarak uzun süre anlamamalarını sağlayabiliyordum, hatta bir keresinde üç kişiyi tam 15 dakika boyunca Brezilya olduğuma inandırdım, sonunda yabancı olduğumu öğrenince çok bozuldular 🙂

Brezilya Gerçekleri

Herkesin Rio hakkında merak ettiği ve bana sorduğu iki konu var, ilki Rio’nun tehlikeli olup olmadığı. Hemen cevap vereyim, evet hem de çok tehlikeli. Öncelikle favelalar Rio’nun en önemli sorunlarından biri. Şehrin sayıca çok tepelerine üstüste, içiçe inşa edilmiş derme çatma boyasız, camsız, kapısız [singlepic id=1897 w=200 h=150 float=right]evlerin oluşturduğu mahalleler hiç tekin değil. Şehrin uyuşturucu trafiği buralarda dönüyor, çoğu favelada mahalleli elinde koca silahlarla uyuşturucu bekçiliği yapıyorlar. Cidade de Deus ya da Tropa de Elite filmlerini izlediyseniz oralarda detaylıca anlatılıyor. Polis büyük etkinlikler öncesi favelaları temizlemek için uğraşıyor ve kontrolsüz güç kullanma konusunda pek çekingen oldukları söylenemez. Arada bir favelalara baskınlar düzenleyip çocukları, kadınları öldürüp çıkıyorlar. Birçok Rio’lu da favelalara karşı uygulanan bu sertliği destekliyor, aksi halde suç oranının kontrolden çıkacaklarını düşünüyorlar. Festival boyunca tüm sokaklarda eli tüfekli, tam donanımlı askeri polisleri gördüm dolaşırken. Yine de en büyük problem olan yankesiciliğin önüne geçemiyorlar. Ben de üç sefer kurbanı oldum bunların, konuştuğum herkes de bir şeylerini kaptırmış. Bazen o kadar kalabalık yerlere denk geliyorsunuz ki, adım atmak için 10 dakika beklemeniz gerekiyor, her yer insan dolu. İşte o fırsatı değerlendiren küçük çocuklar aradaki boşluklardan geçerek ceplerde ne varsa götürüyorlar. İlk seferinde cebimdeki küçük notlarımı aldığım defter, ikincisinde 20 Real, sonuncuda ise 27 Real’İmi [singlepic id=1896 w=200 h=150 float=left]kaptırdım. Para taşımamazlık edemezdim sonuçta, birçok yere metroyla gitmek zorundaydım ve yanıma kredi kartı alacak halim yoktu. Artık son seferlerde, cepteki paralar giderse diye çorabımın içine dönüş için metro parasını koymaya başladım 🙂 Yine de benim kaybım çok değildi, özellikle telefonlarını kaptıran o kadar çok kişi duydum ki. Kalabalığa girdiğiniz gibi cebinizde ne varsa çalınıyor. Olur da yanlışlıkla favelaların içine girerseniz de sadece eşyalarınızın değil canınızın da alınma ihtimali var, turistlere gasp, fiziksel ve cinsel şiddet sık karşılaşılan bir sorun. Ben bile turiste benzemememe rağmen üç kere soyulduysam düşünün artık. Gözümün önünde polis kaç defa hırsız yakalayıp kelepçeledi hatırlamıyorum bile. O yüzden pasaport, ehliyet, cüzdan gibi şeylerimi her zaman hostel’deki dolapta bıraktım ve büyük fotoğraf makinemi birkaç yer dışında asla çıkartmadım. Sonuçta çoğu partiyi de görüntüleyememiş oldum, zaten o partiler de bana kalsın artık 🙂

İkinci konu ise tabi Brezilya kızlarıydı. Brezilya kızları beni hayal kırıklığına uğrattı maalesef. Yarısı Ronaldinho ve Kibariye’ye benziyor, geri kalanlarınınsa sadece küçük bir kısmı güzel. Öyle büyüleyici güzelliğe sahip toplam beş on kız görmüşümdür, Victoria’s Secret kataloglarını işgal etmiş o süper modellerin buradan çıktığına inanası gelmiyor insanın. Ama şu bir gerçek ki, güzel olmasalar da çok [singlepic id=1875 w=200 h=150 float=right]albenileri var, aşırı rahatlar ve cilveliler. Zaten giyim konusunda ayrı bir boyutta yaşıyorlar, sadece plajlarda değil, sokakta yürürken ya da metroda, üç beden küçük bikinileriyle salına salına dolaşıyorlar, çoğu oldukça bakımlı ve plastik cerrahinin nimetlerinden faydalanmış. Rio’nun estetik cerrahide dünyanın üç büyük başkentinden biri olduğunu biliyorsunuzdur zaten. Aynı zamanda Rio kızlarının çok kolay olduğunu söyleyebilirim, hatta karnaval adetlerinin birinden bahsetmem lazım. Kızı erkeği herkes karnaval boyunca sokakta gördüğü tanımadığı insanlarla hiçbir şey demeden öpüşüyor, amaç karnaval ruhunu paylaşmakmış. Yalnız maalesef bu rahatlık sonucu ülkede inanılmaz yüksek fahişe oranı patlaması olmuş. Resmi kayıtlara göre 1 milyon, resmi olmayan polis kayıtlarına göre 2 milyon fahişe varmış ülkede. Bunun anlamı, neredeyse ülkedeki her on kızdan biri fahişe!

Rio Şehir Turu

[singlepic id=1862 w=200 h=150 float=left]Tabi Rio karnavaldan ibaret bir şehir değil. Tarihi bir şehir merkezi, sonsuz plajları, her yerde hissedebileceğiniz futbol aşkı, inanılmaz manzaralı tepeleriyle ve ormanlarıyla çok güzel bir şehir. Ayrıca dünyanın yedi harikasından birine ev sahipliği yapıyor: Kurtarıcı İsa Heykeli. Karnavaldan dolayı her yer aşırı kalabalıktı ve bir yere gitmek insanın ömründen götürüyordu ama en azından bu heykeli görmem lazımdı. Otobüse atlayıp heykelin olduğu tepeye çıkan trenin durağına geldim. Tren bileti 46TL, giriş bileti dahil. Ama aşırı yoğunluktan bir sonraki müsait tren dört saat sonra deyince plan suya düştü, beklemesine beklerdim ama beş saat sonra samba geçidine yetişmem lazımdı, o halde imkansız olurdu. Oradaki tek çare korsan taksicilerden biriyle anlaşmaktı. [singlepic id=1869 w=150 h=200 float=right]15 dakikalık yol için gidiş dönüş 200TL alıyorlar taksi başına (adamların karnaval boyunca yaptığı parayı düşünün), 7  kişi olunca adam başı 30TL verdik. Giriş ücreti olarak ekstra 26TL daha ödememiz gerekliydi, can alıcı kısmı bileti aldıktan sonra başladı. Bir sıra vardı ki sormayın, sadece içeri girmek için 1,5 saat bekledik, içeride ise değil fotoğraf çekecek, adım atacak yer yoktu. Sıcak da aşırı bastırınca birkaç fotoğraf çekip geri döndük. Diğer turistik yerlerin de benzer olacağını düşündüğümden gitmeye teşebbüs bile etmedim. Bu diğer yerlerden biri olan, pudra şekeri anlamına gelen ve teleferikle gidilen Pao de Açuar tepesinde tüm Rio’yu ayaklarınızın altında görebilirsiniz. Tijuca Ormanı ise sayısız yerli hayvana ve çok güzel şelalelere ev sahipliği yapıyor. Macera arayanlar favelalara yapılan gezilerden birine katılabilir. Nispeten güvenli olan bazı mahalleleri ziyaretçilere açılmışlar, grubun dışına çıkmadan halkla konuşabilir ve baştan aşağı gezebilirsiniz. Yalnız fotoğraf çekmek kesinlikle yasakmış.

Samba Geçidi

Akşam samba geçidi zamanıydı. Karnavalın asıl gösterisi Sambadromo denilen staddaki geçit töreninde oluyor, Pazar ve Pazartesi akşamları altışar samba okulu yarışıyor. Salı günü ise en iyi [singlepic id=1882 w=200 h=150 float=left]samba okulu açıklanıyor ve dereceye giren altı okul ikinci kez gösteri yapıyorlar. Ama katılmak için en iyi günün ilk gün olduğu söyleniyor. Ben de gitmemeyi, zaten istesem de bilet bulamayacağımı düşünüyordum ki gelmeden iki hafta önce resmi internet sitesinde ikinci gün için biletlerin kaldığını gördüm. Tabi biletler hiç ucuz değil, tribün koltukları 200TL’den başlayıp binlerce liraya kadar çıkıyor. Bu arada bütçesi çok düşük olup da sırf orada bulundum demek isteyenler için geçidin son kısmında sınırlı görüş açışı olan sandalyeler koymuşlar, fiyatları 100TL. Ben de orta tribünde (sektör 6), orta kalitede bir yere 330TL verdim ve biletimi almak için şehir merkezindeki ofislerine gittim. Samba okullarından birinin hemen yanındaymış, gittiğimde ortalık tam [singlepic id=1889 w=200 h=150 float=right]curcunaydı. Bütün günüm bilet almak için sırada beklemekle geçti, biletimi aldığımda ise çalınmasın diye sıkı sıkıya tutup bir an önce dönmeye çalıştım 🙂 Sambadromo’nun çevresi tehlikeli bir bölge olduğu için çoğu kişi yanıma kamera almamamı önerdi, ben de küçük kompakt makineyi alıp gittim ama bence o kadar korkulacak bir şey yoktu çünkü her köşe başında onlarca polis nöbet başındaydı. Stada girene kadar alanın ne kadar devasa olduğunu anlamamışım, toplam 75000 kapasiteli tribünlerin sağlı sollu uzandığı yol 1 kilometre uzunluğunda. Saatlerin akşam 9’u göstermesiyle ilk okul gösterisine başlıyor. Her okulun bir saat süresi var, 15 dakika kadar gecikmeye ses çıkarılmıyor. Halk aynı futbol maçı gibi takip ediyor geçidi, [singlepic id=1890 w=200 h=150 float=left]her okulun ayrı fanatikleri var ve geçiş sırasında inanılmaz bir coşku yaşanıyor. Herkes ayakta okulların kendilerine has akılda kalıcı samba şarkıları eşliğinde dans ediyordu, karnaval  sözcüğünü duyunca hissettiğim o şatafatı, o havayı iliklerime kadar yaşadım. Her okulun birinciliği kapmak için ne kadar çaba sarfettiğini rahatlıkla görüyorsunuz, bir saat içinde okulun on binden fazla dansçısı tek tek özel dikilmiş kıyafetleri içinde danslarını gerçekleştiriyorlar, aralarda geçiş yapan on kadar koca maketin de Alice Harikalar Diyarında, İngilitere, Olimpiyatlar, Capoeira gibi ayrı temaları oluyor. Hepsi tasarım harikası, hepsi şahaneydi. Dünyanın en büyük dans organizasyonu olduğunu kimse inkar edemez. Şampiyon okul bir sene boyunca büyük prestij sahibi oluyor, 100000 dolarlık para ödülünün yanında kıyafet satışlarından kat be kat fazlasını kazanıyorlar.

Sokak Partileri

Sambadromo’daki gösteriler üç gün sürüyor ama karnavalın asıl eğlencesi olan sokak partileri 2 hafta önceden başlıyor. Toplam 420 sokak partisinin her birinin özel bandosu var, şehrin belli bir yerinde belli saatinde çalmaya başlayan bu bando takımı sokaklardan geçerek orada bulunanları peşine takıyor, yarım saat sonra bir bakmışsınız bandonun arkasında binlerce kişi birikmiş, zıplıyor ve eğleniyorlar. Brezilyalıların [singlepic id=1874 w=200 h=150 float=right]dans etmeye karşı büyük yeteneği var zaten, ritm duyguları çok gelişmiş ve her şart altında oynamaya meraklılar 🙂 Özellikle metrolarda yolculuklar çok keyifli geçiyordu. Metro 24 saat boyunca açık ve otobüs seferleri kısıtlı, trafik çok yoğun olduğu için (Üstelik otobüs soförleri tam manyak, İstanbul şoförlerini öpüp de başınızın üstüne koyun. Bir kaç yerde otobüsle keskin dönüş sırasında devrilme tehlikesi atlattık, sol tekerler yerden kesildi. Üstelik duraklarda hiç durmuyorlar, istediğiniz yerde inip binmeniz şoförün keyfine kalmış 🙂 )  genelde bir yerden diğerine metroyla gittim (tek yön 3,1Real). Akşamları kalabalık gittikçe artınca, içkiden kafalar da güzel olunca trenin vagonlarında ayrı bir karnaval yaşanıyordu. Sutyen ve jartiyerleri içindeki 60’lık amcaları direk dansı yaparkan mı görmek istersiniz, yoksa kırmızı saçlı, bebek bezi giymiş, ağzında bebek emziği olan 80 yaşındaki nineyi gençler tarafından el üstünde taşınırken mi, burada aklınızın hayal edemediği manzaralar var. Brezilyalılar çılgınlık konusunda aşmışlar, içince sapıtmalarıyla ünlü İngilizler bile tempo tutup bağıra çağıra dans eden bu ayrı dünyanın insanlarına karşı süt dökmüş kediye döndüler ya, başka bir şey demiyorum 🙂

[singlepic id=1879 w=200 h=150 float=left]Sokak partilerinin nerede olduğu birkaç sene öncesine kadar bilinmiyordu, yani en azından buraya gelip kimseyi tanımayan turistlerin bunu öğrenme şansı yoktu. Halk tanıdıkları vasıtasıyla bir şekilde ipucunu alıp o saatte o yerde oluyordu. Şimdi ise listeler ve kitapçıklar hazırlamışlar, yüzlerce sokak partisinin yerini ve saati tüm detaylarıyla ortada. Bütün partiler çok eğlenceli ama en önemlileri Monobloco, Banda de Ipanema ve Cordão do Bola Preta. Bu bandoların arkasında bir kilometre kadar kuyruk oluyor, dibine kadar samba keyfi yaşıyorsunuz. Bazen de sokakta öylesine yürürken bir anda davul temposu [singlepic id=1873 w=200 h=150 float=right]işitiyorsunuz. Sesi uzaktan hoş geliyor tabi, hemen takip etmeye başlıyorsunuz. Bir bakmışsınız daracık bir sokakta herkes dağıtıyor, keşfinizin verdiği heyecanla hemen aralarına dalıp o coşkunun bir parçası oluyorsunuz 🙂 Akşamları ise yerel halk Lapa’ya akın ederken, turistler daha çok hostel’lerinin olduğu Copacabana ve Ipanema’da takılıyorlar. Ben de iki akşam Lapa’ya gittim. Arcos de Lapa denilen, arkın altından başlayarak ana caddeler ve ara sokaklar insanla dolup taşmış durumdaydı. Meşhur Santa Teresa merdivenleri de hemen arkın yanında bulunuyor. Gittiğim bir seferinde param çalındı, o yüzden keyfim kaçtı, ikincisinde ise kalabalıktan bir saatte yüz metre kadar ilerlediğimi görünce geri döndüm. Ama yerel halkla takılmak, onlardan biri olmak istiyorsanız en iyi seçenek burası emin olun.

Futbol

Futbola gelince.. Futbol için deli olan bir ülkeden bahsediyoruz, Rio da bu sevginin en ateşli yaşandığı yer. Şehirde ulusal ligde oynayan dört klüp var: Botafogo, Flamengo, Fluminense ve Vasco de Gama. Hepsi birer semt ismi olan bu klüplerin fanatikleri her yerde kendini belli ediyorlar. Örneğin Cobacabana Plajı Botafogo’ya yakın olduğu için plaj boyunca bayrakları dalgalanıyor, yüzlerce küçük çocuk ise kumlar üzerinde bir gün ünlü bir futbolcu olmanın hayaliyle çift kale maç yapıp duruyorlar. Bu klüplerin maçlarını oynadığı Maracana Stadı dünyanın en popüler stadı, zamanında 200000 kişi kapasiteli  ve dünya tarihinin en önemli maçlarının sahnesi olan bu futbol mabedi 7 yıl önce geçirdiği 90 milyon dolarlık restorasyon ile kapasitesini 82000’e düşürdü. Oraya gidip bir iki fotoğraf çekmeyi, hatta bulursam bir maça gitmeyi düşünüyordum ama çok uzaktı ve çok tehlikeli bir yerde bulunuyordu. O yüzden maç hakkımı Arjantin’e sakladım 🙂 Arjantin demişken, Brezilyalılarla Arjantinliler bu futbol konusunda hep atışırlar, sürekli birbirlerini küçük düşürücü sloganlar uydurur, yazılar yazarlar. Sakın ola buraya gelip de “Messi de ne iyi oyuncu ya” falan demeyin 🙂

 

Sonuçta Rio’da karnavala katılmak insanın hayatı boyunca bir kere deneyimlemesi gereken bir şeydi, ben de bundan sonra tekrar gider miyim, pek sanmıyorum. Gidersem Salvador’a giderim herhalde çünkü tüm Brezilyalılar ağız birliği olmuşçasına gerçek karnaval deneyimi için oraya gitmem gerektiğini söylüyorlar. Hem daha ucuz hem de daha dansa yönelik bir yermiş. Burada 5 gün süren karnaval orada 15 gün sürüyormuş, onbeş gün karnavaldan sonra insan gerçek dünyaya adapte olmakta zorlanır yahu 🙂

NOT: Şehrin ismi Hio di Janeyro diye okunuyor, İspanyolca’yı çağrıştırdığı için Rio diyeni pek sevmiyorlar,  aklınızda olsun 🙂


You may also like...

7 Responses

  1. hayriye says:

    okuduğum en ilginç yazıydı.
    teşekkürler

  2. MariaLopez says:

    Ne denirse densin on numara deneyim! Brezilyali arkadaslarim hep Sao Paulo’yu daha yasanasi daha keyifli bulurlar lakin. Simdi oradasin sanirim sabirsizlikla bekliyorum yazini yine de gormesem de daha bi Arjantin efendim daha bi Uruguayciyim sanirim : ) Ne demekse : ))

  3. Bekran says:

    Sao Paulo’ya iki günlüğüne geldim, aynı İstanbul ya da başka bir büyük şehir gibi geldi. Yazımı koyacağım yakında. Bu arada Uruguay’ı planımdan çıkarmıştım ama tekrar dahil etsem mi acaba diye büyük kararsızlık içindeyim, çünkü gidenler çok övdüler son zamanda 🙂

  4. MariaLopez says:

    Valla ben Anthnoy Bourdain’de ve National Geographic Adventure’da gordugum biraz da arastirdigim kadariyla hayran kaldim. Programini aksatmazsa bence kacirma tabi burda oturdugum yerden ahkam kesmek de kolay : ) Ya keske konusuklugumuz olsaydi da Brezilyada isini kolaylastirbilecek birilerini yonlendirebilseydim sana.

    • Bekran says:

      E o zaman iki günlüğüne gidebilirim Arjantin’den, o kadar yakına gelmişken görmeden dönmek olmaz. Çok teşekkürler, zaten Rio’dan sonra oldukça rahat geçti, yanıma yeni bir gezgin katıldı ve ikimizi Sao Paulo’lu bir arkadaşım konaklattı. Şimdi de Iguaçu’dayız zaten, iki gün sonra Arjantin’e geçiyoruz 🙂

  5. arzu surucu says:

    Merhaba Bekran, zevkle okudum yazdiklarini, cok esprilisin, bazi yorumlarina kahkahayla guldum. Brezilya uzerine cok fazla gezi notu yok, ozellikle karnaval zamani Rio uzerine. Basina gelen kucuk talihsizlikler icin uzuldum fakat harika bir gezi olmus, imrendim! 🙂 Gezmek, gormek, farkli kulturleri tanimak essiz bir zenginlik, ne mutlu sana! 😉

Yorum yazın