Beyaz Şehir Arequipa


[singlepic id=2446 w=150 h=200 float=left]Arequipa Peru‘nun ikinci büyük şehri. 5825 metrelik El Misti Yanardağı’nın gölgesine kurulmuş şehrin lakabı da katılaşmış volkanik küllerden üretilen kesme taşlarla (sillar) inşa edilmiş olmasından geliyor. Bu beyaz taşlar binalara sadece estetik güzellik katmakla kalmıyor, şehrin yakasını hiç bırakmayan depremlere karşı oldukça iyi bir koruma da sağlıyorlarmış. Yanardağlara karşı her zaman zaafım vardır, o yüzden resimlerini görür görmez gitmeliyim dedim Arequipa’ya. Lima’da beni üç gün misafir eden host’um Cesar, şehirden ayrılmadan evvel Arequipa’nın biraz tehlikeli olduğunu, özellikle taksiler konusunda dikkat etmem gerektiğini söyleyip bana hangi taksiye binip hangisine binmeyeceğime dair ayrıntılı tavsiyeler verdi. Hatırlarsanız Cesar’ın biraz fazla tedirgin olduğu, istemeden de olsa ülkesini olduğundan tehlikeli gösterdiği konusunda şüphelerim vardı, yine de ayna karşısına geçip Arequipa’ya varmadan önce taksicilere karşı kullanmak üzere sert bakışlar çalışmayı ihmal etmedim 🙂 Oraya varınca ne ile karşılaşacağımı merakla bekliyordum.

[singlepic id=2445 w=200 h=150 float=right]Otobüs terminalinde harita sorduğum görevli taksi tutmak için asla dışarı çıkmamamı, terminal içindeki resmi araçlara binmemi söyledi. Tamam anlaşıldı, burası dünyanın “çocuk büyütmek için en uygun şehirler” listesinde yer almıyormuş. Bindiğim “resmi” taksinin beni kazıklamaya çalışması dışında problem yaşamadan hostel’ime vardım. La Paz’da kaldığım İrlandalı hosteller zinciri Wild Rover’ın bir şubesiydi. Havuzu, güzel yemekleri, geniş bahçeleri derken doğrusu hostel’den hiç dışarı çıkasım gelmedi. Bilmiyorum gerçekten hostel’in etkisi mi yoksa Machu Picchu’nun ardından Lima yorgunluğu mu, ilk günü sadece yatarak geçirdim. Arequipa’yı ziyaret edenlerin[singlepic id=2452 w=150 h=200 float=left]genelde en büyük eğlencesi Colca Kanyonu’na yapılacak 2 gece 3 günlük bir gezi oluyor. Dünyanın en derin kanyonlarından biri olan yer aynı zamanda And Dağları’na özgü dev akbabaların yurdu ve yapılan yürüyüşlerde birçoğuna rastlayabiliyorsunuz. Turunuzu rafting, kaya tırmanışı gibi doğa sporlarıyla tamamlama şansınız da var. Fiyatlar uygun ve aktiviteler cazip olmasına rağmen hiçbirine katılmadım. İnka Yürüyüşü’nden sonra bir üç gün daha yürümenin üşengeçliği değildi bendeki, mecburiyetten pas geçmek zorunda kaldım bu turu. Çünkü bir aylık Peru vizem son günlerini yaşıyordu ve 5 gün sonra ülkeden çıkmış olmalıydım. Bu yüzden yola devam, hem bir şehir daha var görülecek. Vizemin süresi olsa ilk işim El Misti’nin zirvesine yapılan [singlepic id=2455 w=200 h=150 float=right]tırmanış turlarından birine katılmak olurdu. 150$ karşılığında herşey dahil şahane fırsatlar var. Maceraya ve doğaya ara verme zamanı olunca ben de Arequipa şehrinin sunduğu güzellikleri keşfetmekle yetindim. Koloniyal mimari deyince bunun Peru’da en yoğun gözlenebildiği şehir Arequipa. Şehir merkezindeki Plaza de Armas’a (bir tane daha 🙂 ) çok yakındık, o yüzden kolayca ulaştığım meydanın çevresinde yaptığım gezi dev katedralleri ve müzeleriyle fazlasıyla memnun edici olmasına rağmen bence şehrin en güzel tarafı eski İspanyol tarzı evlerden oluşan tarihi bölgesiydi. Ana meydandan kuzeye doğru beş sokak kadar geçip, Grau Caddesi’nin kuzeyine çıktığınızda başlıyor. O kadar kalabalıktan sonra bu bomboş sokaklarda yürümek bir terapi gibi geldi, fazlasıyla huzur vericiydi. Evlerin hepsi zaten birbirinden şahane. Bölgeyi hırsızlardan korumak için belli bir saatten sonra dört bir yandaki dev metal kapıları kapatıp semt sakinleri dışındakileri asla içeri almıyorlar, böylesini de ilk defa gördüm. Şehrin diğer bir önemli yeri de Santa Catalina Manastırı. Devasa kompleks labirent sokakları, capcanlı renkleri, güzel mimarisi ve dar sokakları süsleyen çiçekleri ile şehir içinde şehir gibi, yolunuz düşüp de uğrarsanız beğeneceğinize eminim.

[singlepic id=2457 w=200 h=150 float=left]Akşam çöktüğünde Meksikalı bir arkadaşla taksiyi paylaşıp yoğun trafik altında otobüs terminaline gittik, yolculuk  bu sefer Huacachina’ya. Arequipa’yı çok yakından tanıdığımı söylemek yalan olur, daha çok bir dinlenme molasıydı benim için. Bazen uzun soluklu turlarda insanın hiçbir şey yapasının gelmediği anlar oluyor ya, o anlardan birini yaşadım. Yine de bir günden fazla dinlenmek benim gezi anlayışıma ters olunca yola çıkma arzusu kısa sürede baskın geldi ve işte otobüsteyim. 115 kişinin yaşadığı şirin kasaba Huacachina bekliyor. Peru’daki son durağım olacak ve eminim bu ülkeyi bitirmek için daha güzel bir seçenek olamazdı 🙂


You may also like...

Yorum yazın