Doğa Harikası Bohol

Tarsierleri bilir misiniz? Hani maymuna benzeyen, kocaman simsiyah gözlü el büyüklüğünde sevimli canlılar. Dünyada sadece Filipinler’de birkaç adada ve Endonezya’da varlar, sayıları çok az. Bu adalardan biri de meşhur Bohol Adası, ada zaten bir tarsieriyle bir de kilometrelerce alanı kaplayan çikolata tepeleriyle biliniyor. Ama itiraf edeyim, ilk defa bir yerle ilgili plan yaparken bir canlı türünü görmek için o bölgeye bilet aldım. Herhalde bu şekilde gideceğim dünyada bir başka yer Endonezya’daki Komodo Adası olur, aynı isimli ejderhaları meşhur ya 🙂

Tarsier

Boracay’dan çıkmak tam çile oldu. AirAsia denen güzide havayolu şirketi (hani 2014 Aralık’ta uçağı Endonezya’da çakılan) bize hiç haber vermeden uçuşumuzu tam 6 saat ertelemiş. Erteleme mesele değil, ancak bizi Bohol’a götürecek Manila’daki aktarmamızı kaçırıyorduk ve 6 saat sonraya kalırsak Manila’da kalıp ertesi gün uçmaktan başka çaremiz kalmayacaktı. Ve Manila’da oyalanmayı gerçekten istemiyorduk. Havaalanı zaten tam bir karmaşa, dünyanın en kötü havaalanı yarışmasında ilk sıralara oynar. Elektronik bilgi veren bir ekran bile yoktu, sıralar birbirine girmiş, bir görevli bulmak isterseniz bol şans. AirAsia uçuşumuzu değiştiremeyeceğini söyledi, biz de diğer şirketlerden Manila’ya kim gidecekse bir an önce ekstra bilet alalım da gidelim buradan derdine düştük. Neyse ki oradaki havaalanı çalışanlarından bir genç bana yardımcı oldu, AirPhilippines’in bir saat sonra bir uçuşu varmış, ona binersek Manila’daki aktarma uçuşumuzdan 1 saat önce varacaktık. Tabi check-in kapanıyordu, gidip bileti şu an almak istediğimizi söyledik, bina dışındaki satış ofisine gitmemiz gerekiyormuş. Neyse kadını ikna ettik de bagaj hakkını 5 kg kadar geçen valizi uçağa sokabileceğimizi söyledi (normalde tek tek tartıp ceza yazıyorlar, katılar bu konuda). Ben de yine o arkadaşla hemen ofise gittim, Manila’ya iki bilet alıp havaalanı kapısındaki yüz metre uzanan sırayı (Filipinler’de havaalanına giriş bile büyük dert, mutlaka bilet çıktısı, vs gerekli) rica minnet yararak geçtik ve yarım saat kala check-in’i yaptık. Uçağın da rötar yapacağı tuttu yarım saat, Manila’ya sonunda vardığımızda yarım saatimiz kalmıştı diğer uçuşa. Koştur koştur tekrar check-in yaptık, bu sefer görevli o fazla 5kg’ı çıkarmamızı söyledi. Biz de o karmaşada bir de eşyalarımızı poşetlere yerleştirmekle uğraştık, ama sonunda uçakta yerimizi almıştık. Bohol’a vardığımızda adım atacak halimizin kalmadığını söylemek yanlış olmazdı 🙂

Bohol Adası’nın turistleri genellikle güney uçtaki Panglao Adası’nda kalmayı tercih ediyor. Tagbilaran Havalimanı’ndan bir saat kadar uzaklıkta, ya taksiyle ya da üç tekerli tricycle ile gidiyorsunuz. Normalde tricycle keyifli, tamam ama yol çok bozuk. O bir saat ikiye katlanır, siz de bel ağrılarıyla başlarsınız adadaki tatilinize. Taksiler yaklaşık 500-600 peso(30TL) civarı. Panglao’nun güneyinde Alona Plajı, yanında ise Dumaluan Plajı var, hemen hemen bütün oteller burada toplanmış. Boracay’a kıyasla daha mütevazı bir yer Panglao, öyle sabahlara kadar süren partiler, şovlar yok. Gündüz plajında yüzüp, turlara katılıyor, akşam vakti de plaj boyu dizilmiş on onbeş kadar restauranttan birinde yiyip içip yatıyorsunuz. Geceyarısından sonra ise karanlık hakim plaja. Alona Plajı’na yakın kaldığımız için diğer plajları görme şansımız olmadı ama plajı Boracay’dakinden daha güzeldi gündüz vakti. Kalabalık yok, etrafta sadece yer yer güneşlenen turistler ve dalış grupları var. Dalış demişken burası Filipinler’in en iyi dalış noktalarından biri. Birçok turist sadece dalış yapmaya buralara uçuyor. Yakınlardaki resifler dışında yılın belli dönemlerinde ortaya çıkan Whale Shark (Balina köpekbalığı) ile yüzme şansını yakalayabileceğiniz ender yerlerden Bohol. Fiyat sormak için girdiğim bazı dalış okulları balina köpekbalıklarına eziyet etmemek için tur yapmadıklarını söyledi, yapanların fiyatı 1500 peso (90TL) civarında, normal dalış yapmak isterseniz 1200 pesoyu (70TL) gözden çıkarmanız gerek. Vaktimiz çok olmadığından dalış yapamadık ve bizi adaya getiren asıl güzellikleri görmek adına Bohol turuna odaklandık.

Alona Plajı

Bohol ecotour diye geçen tur hemen hemen her yerde aynı, bir minibüse herkesi doluşturup yaklaşık 8-10 ayrı yere götürüyorlar ve tüm günlük turun fiyatı 800 peso (50TL). Tek başınıza sizi gezdirecek bir taksi kiralamak isterseniz de 3000 pesoya (180TL) kadar çıkıyor. İlk durak tarsier ormanıydı. Tarsierler hakkında kimse pek bir şey bilmiyordu tabi, görevliler sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen bu minik hayvanların başında bekleyip bize tüm bilgileri aktardı. Gündüzleri gözleri açık ağaç dallarına sıkı sıkı sarılarak uyuyup hava karardığında da gece görüşü özellikli gözleriyle böcek yemek için ormanda dolanıyorlar. Ertesi gün olduğunda, bu hayvanların yerini tekrar bulmak için büyük bir arayış başlıyor, bu kadar değerli canlıların izini kaybetmemek için bazılarına gps de takmışlar.

Ecotour

Ormandan sonra çikolata tepelerine doğru yol aldık. Bu tepeleri en iyi şekilde izlemek için tam adanın ortasına bir manzara noktası yapmışlar. Bu noktadan ne tarafa bakarsanız bakın ufka kadar uzanan tepeleri görüyorsunuz. Sayıları 1776’ya kadar ulaşan bu tepelerin nasıl oluştuğuyla ilgili bazı efsaneler tabi ki. En ünlüsünde iki dev birbiriyle günlerce kavga ederken birbirlerine taş toprak ne varsa atmaları sonucu engebeler ortaya çıkıyor, daha sonra barışıp tekrar arkadaş oluyorlar ama etrafı toplamayı unutuyorlar. Diğer bir efsaneye göreyse Arogo isimli bir dev ölümlü bir kadına aşık oluyor. Kadının dünyadan göçüp gitmesinin ardından durmadan ağlıyor ve bu gözyaşı damlaları ile çukurlar oluşuyor. Ama en azından kesin bilinen bir şey varsa o da tepelerin ismini nereden aldığı. Yağmur sezonunda yemyeşil olan tepeler, havanın kuruması ile kahverengiye dönüşüyor ve üzerinde hiç ağaç yetişmiyor. Bunu gören yerliler tepelere aldığı renginden dolayı çikolata demeye karar vermişler. Tepelere tırmanmak ya da yürüyüş yapmak yasak, sadece belli bir mesafeden izleyebiliyorsunuz.

Çikolata Tepeleri

Tur boyunca her an yıkılacakmış gibi duran asma bir köprüden adanın en büyük yılanının sergilendiği bir bahçeye, yüzlerce metre derinliğindeki bir vadinin üzerinden yapılan zipline aktivitesine kadar sizi eğlendirmesini biliyorlar. Tabi biz diğerlerinden fazla eğlenmiş olabiliriz, özellikle zipline için gönüllü olan ikimizden başka kimse olmadığını gördüğümüzde bunu daha iyi anladım 🙂 Öğle yemeğini yüzer bir platform üzerinde nehir boyunca muhteşem manzaralar eşliğinde ilerlerken veriyorlar, arada bir başka bir iskeleye yanaşıp yerel halkın dans gösterisini izlemek de bonusu. Tabi bahşiş için gözünüzün içine bakan halkın önünde dansa fazla odaklanamıyorsunuz. Her şey fazla turistik duruyordu evet, ülkedeki her yer gibi turist damgasını üzerinizde hissetmediğiniz tek an yok ama tüm gün gördüklerimizi hesaba katarsak verilen paranın hakkını fazlasıyla verdi. Akşam 8 gibi otele döndüğümüzde halimizden oldukça memnun olduğumuzu söyleyebilirdim 🙂

Panglao’da bu tur dışına hiçbir şey yapmadık desek yeridir. Dinlenme molası oldu bizim için, doğayla bütünleştik ve denizin keyfini çıkardık. Bu arada Alona’da çok iyi bir café bulduk, ismi Bee Farm. Organik ürünlerden şahane kahvaltılar ve meyve suları hazırlıyorlar, gidenlerin aklında olsun 🙂 Biz de üç günlük bu keyfin ardından Filipinler’in en merak ettiğimiz adalarından Palawan’a doğru yol çıktık. Kimileri, özellikle yerel halk Palawan için ülkenin en iyi noktası diyor, bakalım son durağımız beklentileri ne kadar karşılayacak?

You may also like...

Yorum yazın