Sörf, Dalış ve Fırtına..


[singlepic id=1368 w=200 h=150 float=left]Gezgin arkadaşım Kemal Kaya’nın bana tavsiye ettiği yolu takip ediyorum Endonezya’da, muhteşem Ubud’u gördüm, Gili’de şnorkel yaptım ve sırada turumu dünyanın sualtı hayatı zenginliği konusunda sayılı yerlerinden olan bu ülkede dalış yaparak sonlandırmak vardı. Dalışı yapacağım yer Amed diye bir balıkçı kasabasıydı, Bali Adası’nın kuzeydoğusunda bulunan, ulaşımın nispeten zor olduğu bir yer. Gili’den aldığım biletim (120000 Rupiah) Bali Adası’ndaki Padang Bai limanına kadardı, küçük tekne ve minibüs ardından arabalı vapura bindikten sonra Padang Bai’de inip yolun geri kalanına giden aracı kendim bulmaya çalışacaktım. Yolun ilk yarım saati rahat geçti, tekne ile Lombok Adası’na hafif dalgaların üzerinden ilerleyerek vardık. Lombok’a ayak basar basmaz yağmur başlamıştı, hafif çişeliyordu ve çok ciddiye almadı kimse ama ben nolur nolmaz diye yağmurluğumu üzerime geçirip tedirgin bekleyişime başladım. Korktuğum daha beş dakika bile geçmeden başıma geldi: hafif yağmur doluya, sıcak okyanus esintileri fırtınaya, asfalt yollar dereye dönüştü. Ve fırtına o gün boyunca hiç dinmedi. Arabalı vapur seçmekle de oldukça [singlepic id=1369 w=200 h=150 float=right]şanslıymışım, çünkü kısa sürede gitmek istedikleri için üç katı fazla para vererek sürat motoru bileti alanlar (350000 Rupiah) sürat motorları o fırtınada iptal edilince bizimle gelmek zorunda kalmışlar, verdikleri onca para da çöpe gitmişti. Feribotta o yüzden beklenenden daha büyük bir kalabalık vardı, millet yorgunluktan bulduğu her köşeye kıvrılıp uyumaya başladı, mülteci gemisi gibiydik 🙂 Uzun yolculuktan sonra limana vardığımızda hava daha da kötüleşiyordu, o halde ne Amed’e gitmek mümkün olur, ne de bu havada yapılacak dalış zevkli olur diye çaresiz Kuta’ya dönmek zorunda kaldım. Ülkeden ayrılacağım uçak buradan kalkacaktı, ben de son dört günümü burada geçirip rahatça dinlenirim diye düşündüm. Hemen Kuta’ya gidecek bir gruba yanaştım ve onların minibüsüne dahil oldum (50000 Rupiah).

[singlepic id=1370 w=150 h=200 float=left]Kuta ülkeye varır varmaz o ilk gecemi geçirdiğim, otellerle, turcularla dolu gereksiz bir yer, evet. Özellikle taksicileri rahatsız edicilik konusunda Hindistan’daki meslektaşlarına taş çıkartırlar. İkinci sefer geldiğimde de kendimi daha yakın hissetmedim buraya ama yine de bu dört gün boyunca hiçbir şey yapmayacağım anlamına gelmiyordu. Kendime vakit geçirecek aktiviteyi bulmam uzun sürmedi: Sörf! Burası dünyanın en iyi sörf noktalarından biri olarak geçiyor, yolda yürüyen her üç kişiden birinin elinde sörf tahtası var. Yaz aylarında ise dünya çapındaki turnuvalarla sörfle yatıp sörfle kalkan bir yer haline geliyormuş. Öyleyse Avustralya’da başlayacağım sörf eğitiminden önce hazırlık yapabilirdim. Ertesi gün hava aydınlanır aydınlanmaz kahvaltımı edip çevredeki onlarca sörf dükkanlarına tek tek girip fiyat sormaya başladım. İki saatlik bire bir sörf dersine ortalama 45$ fiyat istiyorlardı ki aşırı pahalı geldi. Geçen sefer geldiğimde plajda sörf tahtası kiralayanlar dikkatimi çekmişti, belki ders veriyorlardır diye [singlepic id=1371 w=200 h=150 float=right]yanlarına gittim. Fiyatlar pazarlığa çok açık olmakla beraber yarı fiyatına, 22$’a Juju isminde neşeli bir eğitmen bulmam uzun sürmedi. İki saat boyunca dev dalgalara hükmettim, içlerinden geçtim, keskin dönüşler ve artistik hareketler benim için çocuk oyuncağıydı adeta… dememi bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Genellikle düşmekle ve dalgalarla boğuşmakla geçen ilk dersin ardından omuz kaslarım feci ağırıyordu 🙂 Ama o kadar da kötü değildim ya, dönüşleri rahat yapmasam da dalgaların üzerinden kıyıya doğru metrelerce süzülmeyi başarabiliyordum. Ama kesinlikle bayıldım sörfe, bu günden itibaren her fırsatta geliştirmeye çalışacağım. Juju’ya teşekkür edip otele doğru yürürken ertesi günler tekrar ders alırım diye plan yapıyordum ki dükkanın birinde bir dalış gezisi reklamı okudum. Benim Amed’de yapacağım dalışın aynısını Kuta’dan transfer dahil daha ucuza yapıyorlardı. Her şey dahil 60$’a sadece Bali’nin değil, tüm Endonezya’nın en gözde dalış noktalarından birinde iki dalış yapma şansını kaçırmak için aptal olmak lazımdı, ben de vakit kaybetmeden adımı yazdırdım.

Dalış günü sabahı otelimden alındım ve üç saatlik uzun bir minibüs yolculuğu sonunda dalış noktasındaydık. Asya’daki yolculuklarımda sıkça olduğu gibi yine aracın lastiği patladı, neyse ki her köşede tamirci var da lastiği değiştirmesi sorun olmuyor. Dalış noktası USS Liberty isimli bir savaş gemisi batığını barındırıyor, İkinci Dünya Savaşı’nda Japon bombardımanı sonucu sulara gömülen geminin çevresi yıllar boyunca dev mercanlarla kaplanmış ve şu anda bölgede müthiş bir balık çeşitliliği var. Dalış liderimizin en son ne zaman daldığımız sorusuna mecburen yalan söyledim (4 ay dedim aslında bir buçuk yıldır dalmamıştım ve eğer 6 aydan [singlepic id=1372 w=200 h=150 float=left]uzun süre dalışınız yoksa “tazeleme dalışı” denilen temel bilgileri baştan uyguladığınız bir sığ dalış yapmak zorundasınız, bu da iki dalış hakkından birini götürüyor) ve dalış malzemelerini kuşandım. Neyse ki fazla unutmamıştım dalış kurallarını, sualtında da eskisi kadar rahattım. İki Sydney’li genç, Endonezyalı dalış lideri ve benden oluşan grubumuzla geminin altını üstünde getirdik, bir odasından girip diğerinden çıktık ve onlarca çeşit sualtı canlısı gördük. Zaten suya dalar dalmaz etrafımızda yüzlerce dev jackfish’ten (Türkçesi ne acaba) oluşan bir sürü dolanıyordu. Dalış boyunca ise vatozlar, rengarenk anemonlar, tetikbalıklar, yumruk boyutunda karidesler, su yılanı tarlaları ve daha birçok güzelliğe denk geldik. Sualtı fotoğraf makinemi yanıma almadığım için başımı taşlara vurdum resmen. İnanılmazdı.. Avustralyalı elemanlardan biri kötü olunca üç kişi yaptığımız ikinci dalış da en az birincisi kadar iyiydi. Parasının hakkını kesinlikle veriyordu bu dalış, üstelik sonraki dalışlarım için iyi bir pratik olmuş oldu.

Ertesi ve son günümde tekrar sörf yapmak için plaja indim. Juju yoktu, ben de başka yerlere sormaya başladım. 14$’a bile ders veren hocalar vardı, verdikleri eğitimin kalitesi tartışılır ama biriyle anlaştım yine [singlepic id=1376 w=200 h=150 float=right]de. Dersin başlamasıyla beraber dalgalar da hızla kabarıyordu, yarım saat sonra deniz biz yeni başlayanlar için sörf yapılamayacak kadar azmıştı. Zaten kısa süre içinde çıkan fırtınadan sonra en usta, en inatçı sörfçüler bile plaja dönmek zorunda kaldılar. Herhalde rüzgarın hızı saatte 50-60 km’yi geçiyordu, o gün sörften umudu kesince bir an önce otele döneyim dedim ve motorsikletin birine atlayıp beş dakika sonra sırıksıklam bir halde odama vardım. O gün durmadan yağmur yağınca Endonezya’daki son günümü otelde geçirmekten başka çarem kalmamıştı. Bu yağmurlar yüzünden fotoğram makinemi çoğu zaman çıkaramadım çantamdan, o yüzden Kuta’dan çok fotoğraf koyamıyorum, üzgünüm.

Ve Endonezya’nın ardından sıra Avustralya’da. Avustralya söz konusu olunca, yolda tanıştığım her gezginin ağzında tek laf vardı: Avustralya çok pahalı. Ben de nolur nolmaz diye bitmek üzere olan diş macunumu, şampuanımı, vs yeniledim, orada giymek için bir çift parmak arası terlik (3,5$) ve ayakkabı (18$) aldım (sandalete veda) ve kirli çamaşırlarımı temizlemeye verdim (2$). Uçak biletlerimi hallettim, hepsini yazıcıdan çıkardım. Couchsurfing’ten Avustralyalı kardeşlerime beni konaklatmaları için duygu yüklü mesajlar yazdım ve çoğu tarafından kabul edildim (tüm günler beni konaklatacak birileri var neredeyse). Böylece Kuta’da geçirdiğim dört günde zihnen ve fiziken hazırlanmış oldum Avustralya’ya, artık geriye sadece gitmek kalıyor. Yol beni bekler 🙂


You may also like...

1 Response

  1. Ayhan Çaylı says:

    Değerli kardeşim Bekran Bey,

    Bu gidişle “Böcekler”den sonra yeni bir uzmanlık alanınız olacak gibime geliyor : “Sörf”

    🙂

    Esenlikler dilerim.

    Ayhan Çaylı

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.