Siem Reap’a Dönüş


[singlepic id=1039 w=200 h=150 float=left]Laos vizesini alamadım! Bangkok’ta 10 dakikada alabileceğim vizeye aylaklığım yüzünden başvurmadığım için Phnom Penh’de hallederim diye düşünüyordum. Nette şehirdeki acentalar aracılığı ile rahatlıkla bir günde alınabildiği yazıyordu vizenin. Ben de önce otelime sordum, bir yeri aradılar bilgi için. Acenta da onlara Türklerin konsolosluğa gidip başvurması gerektiğini söyledi. Neyse en azından konsolosluğa gitsem de tek günde alınabiliyormuş, ondan emin oldum. Ben de bayağı içtiğimiz bir akşamın ardından erken kalkmayı başarıp konsoluğun kapısına erkenden dayandım. Kimse yoktu benden başka, görevlinin yanına gittim hemen. Kibar adamdı. Ekspres vize istediğimi söyledim, tamam deyip form uzattı ve üç fotoğraf istedi. Formu doldururken ülkemi sorana kadar herşey yolundaydı. Ne zaman ki “Türkiye” dedim, ilk verdiği cevap şu oldu: “Oooo… Hmm… Turkey… Problem…” Adam açıkça Türklerin o konsolosluktan vize alamayacağını, sınırdan da alamayacağını söyleyip özür diledi. E ülkede başka konsolosluk yok, geri dönmekten başka çarem kalmadı. Sebebini sordum o da bilmiyor, sadece Türklere karşı uygulama başlatılmış bu sene içinde. Vietnam vizesi ile ilgili yaşanan sorunları Vizeler kısmında anlatmıştım, Laos da Vietnam’ın küçük kardeşi ya, eminim abisi istedi diye aynı kararı almıştır. Yoksa Laos ile ticari ya da diplomatik bir krizimiz olabileceğini pek sanmıyorum 🙂 Ülkeye girmenin tek yolu varmış. O da ancak rehberli, en az 20 kişilik resmi bir tur kafilesine katılmakmış, o zaman gruptaki herkese toptan vize veriliyormuş. Tabi benim öyle bir şansım olmadığı için Laos’a gitmek şu anda hayal oldu. Aslında itiraf etmem gerekirse gidemediğim için bir nebze rahatladım. Çünkü plana göre ülkede bir hafta geçirip son olarak Tayland’la karayolu bağlantısı olmayan Luang Prabang şehrine çıkacaktım. Ve oradan ya uçağa binmem (270$) ya da 2 günlük kara yolculuğuna katlanıp Bangkok’a dönmem, oradan da büyük aceleyle Full Moon Party için güney adalarına inmem gerekecekti. Ne kadar yorucu bir yolculuk olacağı gayet açık, herhalde adalara vardığımda yorgunluktan iki gün yatmak zorunda kalırdım.

Şimdi Laos’a gitmemekle 12 günlük bir pencere açıldı önümde. Bu süre içinde dilediğim yere (tabi ucuz olduğu sürece) gidebilirim. Önce Vietnam’a bir şansımı deneyim dedim, yine aynı cevap: Türklere vize yok. Kamboçya’da daha fazla zaman geçirebilirdim ama görülesi üç yer kaldı (Kampot, Batambang, Sikhanoukville), onlar da daha önce gittiğim yerlere benziyorlar. Çok cezbedici gelmedi açıkçası. Ben de Singapur ve Malezya’yı görmeye karar verdim. Planda iki ülkeyi de birer günlüğüne zaten görecektim [singlepic id=1051 w=200 h=150 float=right]ama bir süre daha vermiş oldum buralara. Rahat rahat iki ülkeyi dolaştıktan sonra kuzeye, karayoluyla Malezya’dan Ko Phangan’a doğru yavaşça ilerleyeceğim ve yolda bazı adalarda mola vereceğim. Özellikle Krabi’yi çok merak ediyorum, kaya tırmanışı için dünyanın en iyi noktalarından biriymiş. 28 Aralık’ta da Ko Phangan’dayım. Tek sorun vardı, Singapur’a nasıl gideceğim, Bangkok’tan 88$’lık iyi sayılacak bir fiyata uçak bulduktan sonra o sorun da aşılmış oldu. Bangkok’a gitmek içinse 15 saatlik otobüs yolculuğu varmış Phnom Penh’den. Yorucu olmasın diye yolculuğu ikiye bölüp, tam ortada Siem Reap’ta bir gece daha konaklayacağım. Hem yapamadığım için geçen sefer pişman olduğum Angkor Wat’ta gündoğumunu izlemeye giderim, fena mı? 🙂

[singlepic id=1038 w=200 h=150 float=left]Niklas’la Flo da benimle Siem Reap’a gelmeye karar verdiler. Niklas zaten motorsikletini satmıştı, Flo da uzun yolculuklardan dolayı artık yorulduğu için otobüsle gelmek istedi. Son akşam yemeği için bir yerel bir Kamboçya restaurantına girdik. Çok geçmeden yanımıza elindeki sepette ne olduğunu anlamadığımız kıvrımlı şeyler satan bir kadın yanaştı. Yılanmış! 20cm’lik küçük yılanları kızartıp kızartıp yemek olarak satıyor millete. Ben de fırsatı kaçırır mıyım.. Yol arkadaşlarımın hayret dolu bakışları altında denemeye karar verdim, ne zamandır beklediğim an gelmişti! Çok düşünmeden hemen bir ısırık aldım, tadı bildiğiniz tavuk eti gibi, biraz da balık havası var. Çok beğendim, her yeni ısırığım bir öncekinden daha istekli oldu. Hatta bizimkiler nasıl yediğimi görünce dayanamayıp almak birer parça denemek istediler ve gayet sevdiler 🙂 Böylece[singlepic id=1037 w=200 h=150 float=right] sıradışı yemekler yeme maratonumuz başlamış oldu. Her gittiğimiz yerde yılan, böcek, neyiniz var diye soruyorduk. Bazıları garip garip bakıyor, bazıları birkaç yeri gösteriyordu ama hep geç saatlerde gittiğimiz için bu dükkanların hepsi kapalıydı. Özellikle Niklas’ın bahsettiği örümceği çok merak ediyordum. Avuç içi büyüklüğünde kıllı tarantulaları taze taze pişirip veriyorlarmış, gövdesi bacakları o kadar sıkıntı değilmiş ama karnını yerken fışkıran kahverengimsi sıvı mide bulandırabiliyormuş. Düşüncesi bile iğrenç, mideye sancılar sokuyor ama görürsem mutlaka deneyeceğim 🙂

Sabah kalkan Siem Reap otobüsümüz biraz külüstürdü, yolda süspansiyonu bozulduğu için 1,5 saat kaybettik ama hava kararmadan şehire varmıştık. Daha önce kaldığım oteldekiler beni tekrar görünce çok şaşırdılar. Hemen kucaklaşıp hasret giderdik. Ama o günlük yer yokmuş maalesef. Biz de hemen [singlepic id=1041 w=200 h=150 float=left]karşıdaki başka bir otelde üç kişilik oda bulduk. 10$’lık odanın kendi banyosu, sıcak duşu ve televizyonu vardı, gayet iyi. Ama en ilginç yani, böylesini de ilk defa görüyorum, timsah manzarasıydı. İki binanın arasındaki avluda gizli olarak timsah yetiştiriliyormuş ve odamız tam olarak bu timsah çiftliğinin içine bakıyordu. O kadar devasa timsahı özellikle beslenme zamanında izlemesi dehşete düşürücü 🙂 Bu timsahlar iyice olgunlaştıktan sonra derisini çanta, etini restaurantlarda pahalı yiyecek olarak değerlendiriyorlarmış. Ama gittiğim hiçbir restaurantta bu eti göremedim, tadını gerçekten merak ediyorum. Sıradışı yemekler listesine bir ekleme daha 🙂

Siem Reap’ın gece hayatının oldukça hareketli olduğunu duymuştum, üçümüz de bunu kendi gözlerimizle görmek için duşumuzu alıp hemen Siem Reap’ın barlar sokağına yürüdük. Burası Phnom Penh’den daha ucuz ve daha canlı, 50 sentlik biraları götürmek için herhangi bir bara girdik, atıştırmalık olarak da yanına “kurbağa eti” söyledim 🙂 Evet ikinci deneyimim kurbağa oldu. Hayvanın sadece kafasını ayırıp kalanı bütün halde pişmiş olarak getiriyorlar karşınıza. Kollarını bacaklarını öyle görmek biraz değişik geldi, hatta iğrendim ama yemeye başlayınca fikrim yine hızla değişti. Çok yumuşak, lokum gibi bir et. Yine tavuğu andırıyor ama tavuktan daha lezzetli. Özellikle hayvanın poposundaki en beğendiğim kısım oldu. Bundan sonra [singlepic id=1040 w=200 h=150 float=right]kurbağalara farklı gözle bakacağım, artık benim için lezzetli etten başka birşey değiller 🙂 Tabi biralar, kokteyller yanında hızla tüketildi. Biri gitti yenisi geldi, önümüz hiç boş kalmadı. Sabah gündoğumu için 4’te kalkmamız lazımdı, 10 gibi döneriz diyorduk otele ama  saat çoktan geceyarısına bir saatten az kaldığını gösteriyordu 🙂 Flo yorgun olduğu için otele döndü, kalan ikimiz de sokaktaki en canlı gece klubüne girmeye karar verdik. Temple diye bir yer var, herkes oradaydı. Hemen karşısında ise Angkor What? diye başka bir yer var, denemeye değer. İki yerin de t-shirt’lerini gezginlerin üzerinde sık sık görüyorduk zaten, Siem Reap için güzel bir son akşam olacağa benziyor 🙂

[singlepic id=1043 w=200 h=150 float=left]Temple’a girmeden önce içkinin de verdiği cesaretle şu meşhur örümceği bulmak için sağa sola sormaya başladık. Motorsikletli bir çocuk orayı bildiğini söyledi, 1$ verirsek götürürmüş. Motorsikletine atlayıp ara sokaklardan birine vardık; bir ladyboy kuytu köşeye tezgah açmış, çeşit çeşit böcek satıyordu. Şansımıza örümcekler bitmiş ama hamam böceği, arı ve ne olduğunu anlamadığımız garip bir şey varmış elinde. Sonunda böceklerle de karşılaştık, hadi bakalım. Yaparsın yapamazsın, yersin yiyemezsin diye birbirimizi gaza getirdikten sonra kaçınılmaz sondan, iki koca hamam böceğini ağzımıza atmaktan başka çaremiz yoktu 🙂 Kıtır kıtır, çiğnemesi zor ve kendine has mürekkebimsi bir tadı vardı. Gerçekten kolay değildi yemesi. Sonra aklımıza şahane bir fikir geldi: bunlar biranın yanında iyi gider, kuruyemiş misali! Üç farklı böcekten ortaya karışık bir paket yaptırdıktan sonra (avuç dolusu böcek 2000RIEL, yani 50 sent) barlar sokağına geri döndük. Temple’a girme zamanıydı artık, şık gece klubünde masaya torba dolusu böceği serip içkilerimizi söyledik ve [singlepic id=1044 w=200 h=150 float=right]her şerefe ile birlikte ağzımıza birer böcek attık. Çok komikti, ama birayla gerçekten daha iyiymiş, onu anlamış olduk 🙂 Mekan da beklediğimizden de iyi çıktı, dibine kadar eğlendik. Bangkok’taki Khao San gibi, öğrenci şehirlerindeki Erasmus partilerini andırıyor. Elimizdeki böcekleri sağa sola gösterip milletin cesaretini sınıyorduk, kısa sürede ilgi odağı olduk. Sonlara doğru daha önce hiç görmediğimiz insanlar yanımıza gelip “Siz de böcek varmış, deneyebilir miyiz” diye soruyorlardı, biz de poşetimizi çıkartıp içinden bir adet karafatma uzatıyorduk 🙂 Güney Afrikalı, Avustralyalı, Yeni Zelandalı, Koreli gençlerle durmadan içip bayağı bir sarhoş olduk. Gece 3’te barlar sokağı kapandı, biz de sabaha kadar açık olan yakındaki başka bir yere gittik. Dört buçukta otele döndüğümüzde Angkor Wat’a gündoğumu izlemeye gitme zamanı gelmişti 🙂

[singlepic id=1045 w=200 h=150 float=left]Hiç uyumayınca sabah ayazı çok soğuk oluyormuş tuktukta, donarak ölmeden nasıl vardık tapınağa bilmiyorum. Tek günlük ücret olan 20$’ı verip üzerinde resmim olan (resim çok komik) ikinci Angkor Wat biletimi aldım ve hep beraber kalabalığın içine karıştık. Gittiğimizde saat 5 bile olmamıştı ve güneşin doğuşuna daha 1,5 saat vardı ama o zifiri karanlıkta bile tapınağın önünde yüzlerce insan yerini almış bekliyordu! Gündoğumunun muhteşemliği sanırım pek sır kalamamış burada. Tur kafileleri birbirlerini kaybetmemek için el fenerleriyle gelmişler, bize de onların gösterdiği yolu izlemek kaldı. Daha önce gezdiğim tapınağa [singlepic id=1049 w=150 h=200 float=right]ikinci defa geldiğimde en az ilkindeki kadar büyülendim, harika bir yer gerçekten. 1,5 saat boyunca gökyüzünün yavaş yavaş aydınlanmasını, tapınağın silüetinin belirmesini ve güneşin yükselmesini izledik, hepsi o kadar ahenkle oldu ki zamanın nasıl geçtiğini anlamamışım. Onlarca resim çektim, gündoğumu sonrası ise herkes tapınağın içine hücum ederken ben geri dönmeye karar verdim. Bangkok’a gidecek otobüsüm sabah saat 11’deydi ve otele [singlepic id=1046 w=200 h=150 float=left]dönüp birkaç saat kestirsem hiç fena olmazdı. Flo’yla Niklas tapınağın içini gezmek için kaldılar, ben de hemen bir tuktuka attım kendimi. 5 dakika sonra yatağımdaydım, uykuya dalması o kadar zahmetsiz oldu ki. Kalkıp çantamı hazırlandıktan sonra bizim çocuklara bakındım. Kahvaltı ediyorlardı, veda ettim onlara. Niklas ile birbirimize yolculuğumuz boyunca yolumuz tekrar kesişirse mutlaka buluşma sözü verdik, ben Bangkok minibüsüne atlarken onlar da dünün yorgunluğunu üzerlerinden atmak için yatağa geri döndüler 🙂 Tüm akşamdan kalma ve uykusuz vaziyetimle bayağı perişandım ama yalnız değildim çünkü aynı minibüste akşam Temple’de karşılaştığımız gençler de vardı. Onların da perişanlıkta benden aşağı kalır yanları yoktu 🙂 Dediğim gibi.. güzel bir son oldu Siem Reap için.. ve Kamboçya için.


You may also like...

6 Responses

  1. Ayhan Çaylı says:

    Değerli Kardeşim Bekran Bey,

    Yakında böcek uzmanı olacaksınız gibime geliyor ! 🙂

    Selamlar.

    • Bekran says:

      Evet, böcek uzmanlığımı Krabi’de edindim. Merak ettiğiniz her konuda yardımcı olmaya hazırım 🙂

  2. Kemal Kaya says:

    Uzmanlığını cerrahi dalda değil de Gastro dalında yapmalısın bence! Krabi Night Market güzeldi değil mi! 🙂

  3. Bekran says:

    Krabi Market’te yediğimiz şeylerin tadı damağımda hala 🙂 Güney Amerika’nın en büyük sıkıntısı bu işte, yemek konusunda sınırları zorlamıyorlar, bifteği Türkiye’de de yerim abi bana ilginçlik lazım 🙂

    • Nazan says:

      Büyük bir cesaretle denedin böcekleri bravo! ama tatları da güzelmiş sanırım merak ettim doğrusu her ne kadar bizlere itici gelsede:)…

    • Bekran says:

      Yoldayken hiçbir şey itici ve imkansız gelmiyor, yoksa İstanbul’dayken ben de çok haz etmiyordum o canlılardan 🙂

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.