Montanita’da Uzun Bir Mola..


[singlepic id=2499 w=200 h=150 float=left]Beni takip edenler dünya turumda ne kadar hızlı ilerlediğimi farketmiştir. Örneğin 25 günde 15 şehir görerek gezmiştim Hindistan’ı. Yolculuğun başıydı, kanım kaynıyordu ve daha çok yer görmek adına yorgunluk nedir bilmiyordum. Sonra azalmayan tempoyla turladığım Asya, Avustralya derken yetişmem gereken hedefler belirmeye başladı. Rio Karnaval’a zamanında gitmek acele ettim, o geçti, önceden rezervasyonunu yaptığımız İnka Yürüyüşü çıktı: en geç Mart 28’de şehre varmamız gerekiyordu. Alıştıktan sonra çok sorun olmuyordu aslında, gezilecek yerlerin hepsini görüyor ve yapılacak tüm atraksiyonlar için ihtiyacım olan enerjiyi buluyordum. Sonuçta bu bir tercih meselesi, kimi altı ayda bir ülkeyi bitiremez, kimi 80 günde devr-i alem yapar. Ancak.. Ne zaman ki İnka Yürüyüşü tamamlandı ve önümde beni belli bir tarihte bekleyen bir yer kalmadı.. İşte o zaman yorulmaya başladığımı farkettim. Lima’da örneğin, arkadaşımla beraber yürürken bacaklarım adeta karşı geliyordu bana, her yarım saatte bir oturma ihtiyacı duyuyordum. Çok belli etmemeye, oyunbozanlık yapmamaya çalıştım ama yolculuğumda mola verme zamanı gelmişti belli ki. Ben de vizemin biteceği Peru’da bir iki yer daha görene kadar idare edip Ekvador’da uygun bir dinlenme yeri aramaya koyuldum. Çok araştırmama gerek de yoktu aslında, çünkü Pasifik Okyanusu’nun Ekvator Çizgisi’yle birleştiği her daim güneşli, tropikal mi tropikal sahil kasabası Montanita’dan daha iyi bir seçenek olamazdı.

[singlepic id=2491 w=200 h=150 float=right]Montanita oldukça turistik bir yer, dünyanın her yerinden çektiği sırtçantalıların yanı sıra çevre şehirlerden akın eden Ekvador’lu gençler özellikle haftasonları beşe katlıyor bu küçük kasabanın nüfusunu. Burası ayrıca Güney Amerika’nın en iyi sörf noktalarından biri. Ben de fırsat bu fırsattır deyip sırtlayıp çantamı bulduğum ilk otobüse bindim Guayaquil’den. Guayaquil’in devasa ve modern bir otobüs terminali var, aynı zamanda alışveriş merkezi olarak da görev yapıyor. Yalnız kaldığım hostel çalışanları tarafından, her daim çok kalabalık olan bu binada özellikle çantalarla yürürken ekstra dikkatli olmam gerektiği defalarca vurgulanınca yanımdan geçenlere, arkamda dikilenlere paranoyak bakışlar atıp durdum. Deli sanmışlardır muhtemelen.. Guayaquil’le Montanita arası 3 saat sürüyor ve otobüs sizi kasabanın ana caddesinin girişinde bırakıyor. Kasaba minik olunca rezervasyonumu önceden yaptırdığım Iguana Backpackers’ı bulmak beş dakikamı almadı. Odaya çantayı koyup biraz kestiririm diyordum ki aynı sırada giriş yapan Alman ve Arjantinli arkadaşlar ile tanıştım. Laf lafı açtı, muhabbet sarınca uyku muyku kalmadı tabi, hadi dışarı çıkalım dedik. E günlerden de Cumartesi [singlepic id=2490 w=150 h=200 float=left]olunca kasaba tıklım tıklımdı, güçlü hoparlörler aracılığıyla tüm sokaklara nüfuz eden reggaeton ritmleri, poz vere vere yürüyen sörfçü Ekvador gençleri ve tehlikeli figürleri büyük soğukkanlılıkla gerçekleştiren ateş dansçıları arasında ortama alışmamız biraz zaman aldı 🙂 Sebastian altı aydır Latin Amerika’yı geziyor ve sıfırdan İspanyolca fıkra anlatabilecek seviyeye gelmiş, Arjantilinin da zaten ana dili olunca bu zamana kadar öğrendiklerimi ortaya dökme zamanım gelmişti. Derdimi dillendirebilmek için büyük mücadeleler verdim ama kısa sürede hiç İngilizce bilmeyen biriyle anlaşmaya başladığını görünce çok iyi hissediyor insan. Latin Amerika’nın her köşesinde olduğu gibi burada da büyük bir Arjantinli kitlesi vardı, hostelimizdeki Juan ve Maria, yan hostel’den Fernando ve Fernando’nun kasabada küçük bir empanada (Latin Amerika böreği) dükkanı işleten kız arkadaşı ile grubumuz gittikçe kalabalıklaştı. Ertesi gün tanıştığımız Kanadalı Christine en az 3-4 ay geçirmek için gelmiş kasabaya, iş arıyordu. Alman Steffi, Belçikalı Sebastian ve başka bir arkadaşı da İspanyolca öğrenmek için aylarca kaldıkları bu yerin yerlisi olmuşlar, iki üç gün sonra ayrılacaklardı. O gün Belçikalı Sebastian’ın doğumgünüydü, altı dilde doğumgünü şarkısı söyleyerek mutlu ettik onu, ardından plajın diğer ucundaki reggae partisine [singlepic id=2500 w=200 h=150 float=right]katıldık. Koca bir kamp ateşi etrafında eğlence sabahın ilk ışıklarına dek sürdü. Montanita’daki ilk beş günüm bu insanlarla geçti. Dünyanın çok uzak bir köşesine farklı ülkelerden kalkıp gelmiş bunca gezgin, ortak duygularla ve gençliğin coşkusuyla harika zaman geçiriyorduk. Gündüzleri kalkar kalkmaz favori kahvaltı mekanımıza gidip karnımızı doyuruyor, sonra plajda biraz voleybol oynadıktan sonra üzerimizdeki kumları okyanusta yüzerek atıyor, biraz daha oyun, biraz daha yüzme derken hostel’e dönüp biraz dinlendikten sonra akşam olur olmaz tekrar dışarı çıkıp içiyor ve muhabbet ediyorduk. Televizyona da çıktık hesapta yokken, bir kısmımız voleybol oynarken kumlara yayılmış uzanıyorduk ki elinde kameraları ile bir grup bize yaklaşıp bize reklam yüzü olur muyuz diye sordu. Sörf yapacakmışız, onlar da filme alıp görüntüleri Montanita’yı tanıtan programda kullanacaklarmış. Kıramadık ricalarını, küçük kameralar monte edilmiş sörf tahtasına atladık ve hünerlerimizi göstermeye koyulduk. Aradan aylar geçince unutmuşum tabi, Quiksilver’in Kelly Slater’lı sörf videoları kıvamında olmasa da montajla, hileyle belki güzel bir şeyler çıkabilir 🙂 2 hafta sonra AMA La Vida TV’deyiz, nasıl gözükecek ekranda ben de merak ediyorum..

Hostel’imiz tam bir hippi yeri gibiydi. Alt katta hamaklar var, bambu ağacından inşa edilmiş yerin çatı katına da yatakları serip tülden sivrisinekliklerle dekore etmişler, akşam bu sinekliğin içine girip kıvrılıyorsunuz. Çatıdan manzara da aynı Amazonlar: derme çatma kulübeler, nehir, nehri çevreleyen yemyeşil ağaçlar.. Hostel’in sahibi Karen çok genç olmasına rağmen tek başına idare ediyordu hostel’ı, takdir ettim. Normalde geceliği 6$ ama baktı hostel’den ayrılacağım yok, 5$’a düşürüp torpil yaptı bana. Akşamları tam anlamıyla musallat olan sinekler ve yer yer ortaya çıkan dev böcekler dışında hiç problemi yoktu, ben de [singlepic id=2497 w=200 h=150 float=left]ayrılmak için bir türlü harekete geçemedim 🙂 Günler günleri kovaladı, ve diğer herkes yollarına devam ettiler, ben kaldım. Hostel’e yeni gelenler, gidenler oldu, ben yine kaldım.. Benimle birlikte İngiliz Mike da daimi müşterilerdendi, o da İspanyolca öğrenmek için gelmiş buraya. Kasabada çok sayıda İspanyolca dil okulu var, saati 5$’a birebir ders alabiliyor, bir 5$ daha verirseniz sörf dersi, bir diğerine de salsa dersi ile birleştirebiliyorsunuz. Dil öğrenmek, öğrenirken eğlenmek için Güney Amerika’nın en güzel yerlerinden biri ve çok ucuz. Türkiye’de dil okullarına binlerce TL dökeceğinize bence buraya gelin, eminim aynı sürede çok daha fazlasını öğrenir ve daha azını harcarsınız. Kaldığım sürede günlük harcamam her şey dahil 15$’dı, bir ay kalsam 500$ bile etmiyor 🙂 1,5$’a kahvaltı, 2,5$’a öğle ve akşam yemeği yiyebilir, 1$’a büyük boy bira içebilirsiniz. Yine Ekvador’un en iyi yanlarından biri de taze meyve suları. Burada hazır meyve suyu diye bir kavram yok, meyveler çok ucuz olunca sokaklara kurulmuş tezgahlardan birine gidip 1,5$’a dilediğiniz meyveyi karıştırarak koca bir bardak vitamin deposu alabiliyorsunuz. Yerli meyveler takdire şayan, maracuya ise bunların yıldızı. Muz deseniz, dünyanın muz başkentindesiniz. O güzelim Chiquita’ların anavatanında muzun kilosu 30 sent, bazı yerlerde üç beş tanesine para bile istemiyorlar. Bütün bunlar sayesinde ben İspanyolca tüm meyve isimlerini hızla ezberlerken, midem de en güzel günlerini yaşıyordu 🙂

Farkettiyseniz dolar dolar diyorum, çünkü Ekvador resmi para birimi olan Sucre’den 2000 yılında vazgeçip Amerikan doları kullanmaya başladı. 1999 yılında Sucre’nin %84 değer kaybetmesi sonucu başkan Jamil Mahuad dolarizasyon kararı aldıklarını açıkladığında ülkede büyük protestolar yayılmış ve tepkiler kendisini koltuğundan etmiş. Yerine gelen başkan yardımcısının ise ilk icraatı dolarizasyonu onaylamak olmuş 🙂 Aradan geçen 12 yılda halk tamamen alışmış yeni para birimine, yalnız fiyatlar da ona göre artmış. Eskiden 1-2$ olan konaklama ücretleri, şimdi 5-10$ arası örneğin. Sevdiğim bir tarafı şu oldu: ABD’deki gibi 1$’ları banknot olarak kullanmak yerine kendi 1$ ve 50 cent’lik bozuk paralarını üretmişler, bozuk paraların üzerinde “In God We Trust” ve “Abraham Lincoln” falan yazıyor ama üzerinde Ekvador’lu önemli kişilerin resimleri var, ne idüğü belirsiz hale gelmiş biraz 🙂 Merak edenler için bazı Pasifik Adaları (Mikronezya, Palau, Marshall), Karayip Adaları (Turks and Caicos, Virgin Adaları, Hollanda Antilleri), Orta Amerika’da Panama ve El Salvador, Asya’da Doğu Timor ve Afrika’da Zimbabwe resmi olarak ABD doları kullanan diğer ülkeler. “Kim Milyoner Olmak İster?”de çıkarsa rahatlıkla cevaplarsınız bundan sonra 🙂

Arkadaşlarım gidince ben de yarım kalan işleri, özellikle sitemle ilgili yazıları halletmeye koyuldum. Her öğün karnımı doyurmak için kasabaya iniyor, akşamları sokakları turlayıp belki bir bira içiyor, çok geçmeden hostel’e dönüyor, Mike’la biraz lafladıktan sonra ya İspanyolca çalışıyor ya da laptop’umda sevdiğim dizileri [singlepic id=2493 w=200 h=150 float=right]izliyordum. Mike da İngiliz gizli servisinde parmak izi analistiymiş, ilginç bir işi olduğu kesin ama hiç maceralarını anlatmadı ketum 🙂 Zaten işinden bunaldığı için istifa edip dünya turuna çıkmaya karar verdiğini söyledi, kim bilir neler yaşamış. Kasaba küçük olunca bir süre herkesin siması tanıdık gelmeye başladı, sadece Christine’i en az iki defa görüyordum her gün. Günlük 4$’a tam plajın dibinde güzel bir ev tutmuş, işi de dalış mağazasında hazırmış, ben gelirsem indirim yaparmış. Montanita’nın yerlisi olmuştum, dükkanlara bile selam verir hale gelmiştim. Bizim elektrikçi Osman, kebapçı Selim’in yerini empanadacı Juan, çakal bakkal Carlos aldı, yoksa Türkiye’de olmaktan farksız 🙂 Yalnızlığım da uzun sürmedi zaten, bir gün favori yerimde kahvaltımı edip internette gezinirken Nirth çıkıverdi karşıma. Londralı arkadaşım Nirth ile beraber Uyuni gezisi yapmıştık, onunla karşılaşmam büyük tesadüf oldu. O da ayrılana kadar iki gün beraber takıldık, sabah sörf yapıyor akşam da içiyorduk. O yola devam etti, ben kaldım..

[singlepic id=2496 w=200 h=150 float=left]Farkettiyseniz Montanita için çok az fotoğraf koydum. Sebebi çok komik, büyük fotoğraf makinemi çaldırdıktan sonra küçüğünü de çöldeki kasaba Huacachina’daki hostelimde unutmuşum! Ancak bir umuttur deyip mesaj attığım hostel makinemi bulduklarını yazdı ve dilediğim adrese yollayabileceklerini belirtti. Dürüstlükleri beni çok mutlu etti, rahatlıkla bulamadıklarını söyleyebilirlerdi ve ben de bu konuda hiçbir şey yapamazdım, zaten Peru’ya vizem olmadan dönecek halim yoktu. Bu güzel haber üzerine nasıl yollasalar acaba diye düşünürken, yolda olan arkadaşlarımdan birinin birkaç gün içinde Huacachina’ya geçeceğini öğrendim. İsviçreli arkadaşım Alexandra, mesajımı alınca hostel’ime rezervasyon yaptı ve gittiği gibi kameramı teslim aldı. Ekvador’da bir yerde buluşacağız. Aslında Montanita’da kalışımı uzatmamın sebeplerinden biri de buydu, o yavaş gezdiği için kendisi Ekvador’a varana kadar Montanita’da oyalanayım dedim. Varolan fotoğrafları Sebastian ve Nirth’in kameraları ile çektim, kalite konusunda çok bir şey beklemeyin 🙂

Montanita’daki ikinci haftam dolmak üzereydi, memnundum halimden ama artık sanki o yola çıkma dürtüsünün de gelişini hissetmeye başlamıştım.  O dürtü hızla arttı, arttı ve ani bir kararla iki gün sonrası için Banos şehrindeki bir hostel’e rezervasyon yapıp otobüs biletimi de aldım. Bu son iki günü hostelimize yeni gelen adlarını telaffuz etmekte zorlandığım İsveçli iki kız ve Mike ile geçirdim (İsveççe dünyanın en çirkin dillerinden biri değil mi?). Ardından bir Perşembe günü erkenden kalkıp çantamı hazırladım ve tekrar koyuldum yollara. Şehir benden 11 saat mesafede bulunuyor, Guayaquil’e geçip oradan başka bir otobüs bulmam gerekiyor. Her şey yolunda giderse akşam saatlerinde bambaşka bir coğrafyada, dağ eteklerindeki, yağmur ormanlarıyla çevrili “Banyolar”da olacağım. Bu arada otobüs durağına doğru yürürken farkettim de, sırtçantam iki hafta öncesine nazaran daha ağır geliyor. İnsan ne kadar çabuk alışıyormuş öyle rahata 🙂


You may also like...

11 Responses

  1. yolizi says:

    en keyif alarak okuduğum yazındı,çünkü uzun kaldığında insan kaldığı yerin ruh halini daha iyi idrak ediyor ve aktarıyor olsa gerek…iyi yolculuklar

  2. Berk says:

    Merhaba Bekran, uzun zamandır bloguna bakamiyordum. Bu aralar biraz yogunum. Bu yazıyı okurken gercekten büyük keyif aldım, önceki yazılarına nazaran bir hayli de espirili olmuş 🙂 yalnız fotograf makinene cok üzüldüm ya. Nerede oldu, nasil oldu su an bilmiyorum; diğer yazıları okuyunca öğreneceğim; ama gercekten cok gecmis olsun. Neyse ki diğer makinene kavuşuyorsun, o konuda sansin yaver gitmiş. cok tutmayayım, cok daha güzel vakit geçirmen dileğiyle, kendine iyi bak. 🙂

    • Bekran says:

      Selam Berk, çok sağol. Eğlenceli zaman geçirdim, yazım da ona göre keyifli olmuş belli ki. Büyük fotoğraf makinesi de gitti evet ya, sen okuyacaksan spoiler vermiyim o zaman 🙂 Küçüğü gelene kadar da arkadaşların makineleriyle idare ediyoruz işte, olduğu kadar. Umarım senin de keyifler yerindedir, kendine iyi bak..

  3. muhammed nezir says:

    sitenizi sürekli takip ediyorum.bir an montanitada yaşayasım geldi.meyveler ucuz hayat ucuz ne güzel. 🙂

    • Bekran says:

      🙂 Dünya üzerinde Montanita gibi o kadar çok yer var ki, insanın oralara gidince kendi stres dolu hayatını hatırlayıp isyan edesi geliyor 🙂

  4. Gamze says:

    hahahhaha Bekran! Bir gün “Kim Milyoner Olmak İster”e katılıp senin bloğun sayesinde birkaç soru cevaplama şansım olacak biliyorum =) bilgiler için teşekkürler =)
    dönüşün hakkında bilgi vermiyosun? sadece geçenlerde birine yazdığın mesajda “yakında görüşürüz” gibi bir şey söylemiştin sanırım. dönüş planın hazır mı? meraktan soruyorum =)

  5. Gamze says:

    Bu arada TV’de göründüğün reklam filminin de (bulabilirsen!) linkini falan koy da bakalım =)

    • Bekran says:

      Olur da yarışmaya katılırsan telefonla arama Joker’i olarak da beni seçersin değil mi? 🙂 Dönüş tarihimi şimdilik sır tutuyorum ama Latin Amerika’dan Almanya’ya uçacağım, onu söyleyebilirim.

      Tamam, reklam filmini bulursam koyarım 🙂

  6. serdar says:

    turkıyenın olımposu yanı 🙂

Leave a Reply to GamzeCancel reply