Singapur Yeniden

Qatar Havayolları‘nın uçağı, son yıllarda üstüste dünyanın en iyi havalimanı olarak seçilen Singapur Changi Havalimanı‘na doğru alçalırken tatlı bir heyecan vardı bende. Dünya turumda 3 gün geçirdiğim Singapur her zaman tekrar görmek istediğim bir yer olmuştu. Ülke çok dinamik, sürekli yenileniyor ve ben de aradan geçen 2,5 senede nelerin değiştiğini görmek için sabırsızlanıyordum. Bağımsız Singapur’un kurucusu ve ülkeyi Malezya’dan koparıp başta olduğu 41 senede adeta bir balıkçı kasabasından her gün milyar dolarların döndüğü bir finans merkezine ve Asya’nın baş limanı haline dönüştüren kişi olarak bilinen Lee Kuan Yew 2 hafta önce öldü. Singapurlu arkadaşlarımın ne kadar üzgün olduğunu internette yazdıklarından görüyordum ama gidince anlayacaktım ki kendisi tüm halkının sevdiği bir kişiymiş. Artık günümüzde herkes tarafından bu kadar sevilen pek lider kalmadı, hele coğrafyamızdaki karışıklıklar bu kadar sıkıntı verici durumdayken uzaklarda dünyanın bir tarafında iyi niyetli kişiler tarafından iyi şeyler yapıldığını bilmek insana buruk da olsa bir sevinç veriyor.

Singapur’un gökdelenleri

Uzun yolculuk ve uçakta uyuyamama sendromumun tam gaz devam etmesi sebebiyle şehre indiğimde yorgunluk tam safhadaydı. Biz de oyalanmadan kendimizi içi şeker, boğaz pastili, bilimum çay ve kahve çeşidiyle dolu bir takside bulduk (20 SGD) ve yarım saat içinde merkeze yakın Beach Road‘daki otelimizde odaya yerleşmiştik bile. Şehirde taksiler ucuz. Singapur’da birçok taksi firması var ve her firmanın ayrı tarifesi var. O yüzden taksiye binmeden önce kapısında yazan tarifeye bakmakta fayda var. Bu firmaların hepsi internette oylanabilir durumda olduğu için taksiler çok kaliteli ve şoförler ülkemizdeki meslektaşlarının tam aksine çok güleryüzlü. Yalnız bu taksi yolculuklarından birinde başımıza Singapur gibi dünyanın en huzurlu ülkelerinden birinden beklemeyeceğim bir şey geldi. Taksici şerit değiştirirken bir aracın önüne kırmış, biz ışıklarda durunca adam arabadan inip taksicinin kapısını bir hışımla açtı ve durmadan bağırmaya başladı. Ben araçtan indirip döver zannediyordum, neyse öyle yapmadı ama olayın sonunda bizim taksici de en az bizim kadar şaşkındı bütün bu olanlardan dolayı. Adam kendisine orta parmağını göstermiş diye söylenirken gözleri doldu, taksiciyi teselli ettik biz de 🙂

Fiyatlardan bahsetmişken şehirdeki ucuz olan tek şey taksiler, onu belirtmeden edemeyeceğim. 2,5 sene önce singapur doları 1,4 liraya tekabül ediyordu, şu an ise 1,9 lira! Haliyle o zaman zaten pahalı olan birçok şey şu an akıl almaz seviyelere çıkmış. Özellikle yeme-içme konularında. Ve ne yazık ki Singapur Asya mutfaklarını seven benim gibiler için tam bir cennet. Başta Hindistan olmak üzere kıtanın her yerinden yoğun göç alan böyle bir yerde her şeyin en iyisini bulabiliyorsunuz. Özellikle akşam oldu mu herkes şehrin büyük otellerindeki restaurantların düzenlediği açık büfelere akın ediyor ve birçoğuna rezervasyonsuz gitmek imkansız. Ortalama 100 SGD gibi bir fiyata sınırsız şaraplı (freeflow diye geçiyor) açık büfede suşii dahil deniz ürünlerinin en iyi örneklerini tadabiliyorsunuz. Bir şey içmek istemezseniz 40-60 SGD arası değişiyor fiyatlar. Aradaki fark şaşırtmasın, en kötü barında bir biranın 10 SGD olduğu bir yerden bahsediyoruz. Bu arada Pazar günü orada olacaklara tavsiyem sınırsız şampanyalı brunch’lardan birine gitmeleri. Brunch nispeten daha ucuz oluyor ve kalite gerçekten çok çok iyi. Tabi çok popüler olan bu brunch’lar için için birkaç hafta önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Neyse ki her restaurantın kendi sitesinde rezervasyon sayfası var da yurtdışından gelecek misafirlerini çok uğraştırmıyorlar.

Marina Bay Sands

Şehirde iki günümüz vardı, biz bu iki günde neler yaptık?

Şehrin kalbi Marina Bay etrafında atıyor, biz de hemen hemen her seferinde yolumuzu bir şekilde oraya düşürdük. Aga daha önce görmediği için Singapur’u gündüzünden gecesine gökdelenlerde çevrelenmiş bu koyda bol bol zaman geçirdik. Kendisi tam bir fotoğraf delisi, zaten albümde göreceğiniz fotoların büyük kısmı da kendisine ait 🙂 Son geceyi yine Marina Bay’i ve o meşhur Marina Bay Sands otelini akşam izlemek için en iyi yer olan 1-Altitude Bar‘ına çıkarak noktaladık. 2,5 sene önce de Kemal Kaya ve iki arkadaşla gittiğimiz 63. katta yer alan bu barın girişi 30 SGD, ama tek içki dahil olduğu için manzarayı da hesaba katarsanız değiyor gerçekten. Bar, her an yağacakmış gibi duran Singapur havasında sürekli kapanıyor yalnız, gitmeden önce sorun sordurun derim. Biz öyle yapmadık ve ilk gecemizde kapısında kaldık. Biz de o gece daha önce gitmediğim Clarke Quay‘de eğlendik. Meğersem turistler ve expat’ler Marina Bay civarı yerlerde takılırken Singapur gençliğinin tamamı da burada eğleniyormuş. Nehir kıyısındaki dört beş sokaktan oluşan bu bölgede yüze yakın mekan var ve hepsi canlı müzik başta olmak üzere ayrı eğlencelerle müşteri toplamaya çalışıyor. Gecenin geç saatlerinde de buradan yakınlardaki gece kulüplerine akın ediliyor, bunların en ünlüsü Zouk. Her 5 kişiden birinin dolar milyoneri olduğu ülkede 20’li yaşların başlarındaki gençler süper lüks arabalarını mekan önünde sergilerken, içeride şampanyalar patlıyordu durmadan. Ama içerisi tıklım tıklım olunca çok durmadık ve arkadaşa bakıp çıkmış gibi yaptık 🙂 Zaten yorgunduk, ilk taksiye atladık. Binlerce taksinin sokakları doldurduğu bu yerde, en geç 15 dakika içinde ve en fazla 10 SGD’ye eve dönüyorsunuz.

1-Altitude Bar’dan Marina Bay Sands manzarası

Ertesi güne kahvaltımızı Singapur’un yerel lezzetlerinden olan kaya tostu ile yaparak başladık. Yumurta, şeker, hindistan cevizi sütü ve pandan isimli bir bitkinin karışımından oluşan kaya reçeli o kadar lezzetli ki, kahvaltı niyetine 3-4 tane götürdük. Kaya tostu için şehirde 50 kadar yerde şubesi bulunan Ya Kun Kaya isimli tostçu zincirinden birine gitmek lazım. Büyük bir alışveriş merkezi görürseniz içine girin, bir tanesini görürsünüz. Ama herşeyi başlatan bu tostçunun kömür ateşinde yaptıkları en orjinal örnekleri tatmak için Far East Meydanı’ndaki şubesine gitmek lazım. Kurucuları Loi ailesinin üyeleri halen büyük bir şevkle tostları hazırlamaya devam ediyor. En iyi kombinasyon ve tostun tadını artırmak için haşlanmış yumurta ve kahve ile denenmesi özellikle tavsiye olunur.

Kaya tostu

Aradan geçen zamanda Singapur deyince beni en çok heyecanlandıran şey aslında, inşaası ben ayrıldıktan sonra 2012’de biten 1000 dönümlük Gardens by the Bay isimli bahçelerden oluşan parktı. Bir park nasıl bu kadar önemli olabilir demeyin, adamlar resmen geleceği inşa etmişler. Hükümetin ülkeyi “bahçeler şehri” yerine “bahçe içinde şehir”e dönüştürme politikası var. Bu park bu projenin en önemli halkalarından biri ve başarıyla tamamlanmış. Gördüklerim beklentilerimi bile aştı. O 50 metrelik supertree dedikleri ağaç kulelerinin arasında ilerlerken kendinizi Avatar filminde hissediyorsunuz. Birbirine köprülerle bağlı bu ağaçlarda sayısız bitki türü yetiştiriyorlar. Günümüz teknolojisinin yardımı ve tropikal iklimin de desteğiyle kendi kendini besleyen ve her bitkinin büyük hız ve verimle büyümesine olanak sağlayan bir ekolojik yapı oluşturulmuş. Bunlar yetmemiş, içinde dünyanın her yerinden bitkilerin toplandığı Flower Dome isimli 1,2 hektarlık dünyanın en büyük serasını ve 42 metrelik yapay bir bitki dağının bulunduğu Cloud Forest‘i inşa etmişler. Kendi kendine yeten bu iki tekno-ekoloji harikası suyunu yağmur sularından alıyor, bu sular önce supertree’ler tarafından soğutuluyor ve kanallar yoluyla geri çekilip desteksiz yükselen devasa cam kubbelerin içindeki bitkileri beslemek için kullanılıyor. Bu dev ağaçlar aynı zamanda yapıların içindeki havayı soğutmak için de kullanılıyor. Giriş fiyatı teki için 16 SGD, ikisini de görmek isterseniz 28 SGD. Biz Cloud Forest’ı seçtik, 10 katlı bitki dağı yüksek rakımlı iklimi taklit ederek 1000 ve 3000 metre arası yetişen bitkileri üzerinde toplamış. Toplam 1 milyar dolara malolmuş bu harika bahçeleri kubbeler dışında gezmesi ücretsiz, yani yönetenlerin insanlığa hediyesi. Singapur’un vizyonuna bir kez daha saygı duymamak elde değil.

Supertree

Supertree’lerde saat akşam 7:45’te muhteşem bir ışık gösterisi var, bu anı yakalamak için gittiğimizde yüzlerce insan bahçe girişinde mükemmel konumlanmış köprülerde hazır bekliyordu. Direk Marina Bay Sands otelinin içinden geçip parkı ve Bayfront denilen koy kıyısındaki yürüyüş yolunu bağlayan bir köprü var, en iyi fotoğraflar buradan çekiliyor. Biz de öyle yaptık ve son derece görkemli bu şovun ardından kendimizi yoğun geçen iki günün yogunluğunu atmak üzere meşhur otelin içindeki bir restaurantta açık büfe akşam yemeği ile ödüllendirdik. Sahiden bir otel ile bu kadar özdeşleşmiş başka bir ülke daha yok, içindeki alışveriş merkezinden dünyanın en büyük casino’suna, 190 metre tepesindeki sonsuzluk havuzuna ve son derece lüks rooftop bar’larına şehir içinde şehir gibi adeta. Otelin ülke milli hasılasına %1 katkı yapacak kadar güçlü bir ekonomi dönüyor içinde. Gecelik fiyatın 300 dolardan başladığı 2561 odalı otelin girişi çok görkemli, biz de giriş kattaki restaurantta oturup otel içindeki bu dinamizmi seyre koyulduk.

Singapur

Cloud Forest

Singapur dünyanın en gelişmiş ve zengin yerlerinden biri ve hükümet bu kadar para içinde dünyaya karşı sorumluluklarını farkedip ülkeyi tamamen doğa dostu bir yer haline getirmekle uğraşıyor. Gardens by the Bay bunun belki de dünyadaki en iyi örneklerinden ve ben eminim ki, ileride yolum tekrar düştüğünde ağzımı açık bırakacak yeni şeyler bekliyor olacak beni. İdeal bir geleceğe tanık olmak isteyen herkesin Singapur’a bir ziyarette bulunmasında fayda var 🙂

Benzer yazılar...

Yorum yazın