Filipinler’in Gözbebeği Palawan


Filipinler adalardan oluşunca ve mesafeler uzun olunca ulaşım için uçaktan başka pek seçenek kalmıyor. Hemen hemen her büyük adada bir havaalanı var ama birçoğuna havaalanı demek için bin şahit gerek. Ancak ikinci büyük şehir Cebu’daki havaalanı başkent Manila ile birlikte en iyileri. En azından Cebu’dan yurtdışı dahil birçok noktaya uçulabiliyor, bunda Cebu Pacific şirketinin de rolü büyük. Biz de Palawan Adası’na direk gidelim diye Cebu’daki bu havalimanını kullanalım dedik. Ama Panglao’dan ulaşması biraz dertmiş. Önce Tagbilaran limanına gitmek için bir araç kiraladık (600 peso). Ardından biletini bir gün önceden aldığımız OceanJet feribotuna bindik (bu esnada bavul ve liman vergisi gibi ek ücretler alıyorlar, aklınızda olsun) ve iki saat sonra Cebu Adası’ndaydık. Tagbilaran-Cebu arası çalışan iki hızlı feribot şirketi var, 800 pesoluk ücretleri var. Yavaş gideyim ama param bende kalsın derseniz 4-5 saat süren feribotlar da var, ücretleri 200 pesoya kadar düşüyor. Bizim uçuşumuz öğlen 1’de olunca çok esnek olamadık feribot saatlerinde, en hızlısını seçtik. Ancak hesaba katmadığımız şey Cebu limanından havalimanına gidiş oldu. Taksi dışında seçenek yok, onlar da turistten ne kadar koparabilirim derdinde. Sonunda biriyle 200 pesoya anlaştık ama adam bizim taksicilerden de sorunlu bir tip çıktı. Yoğun trafik içinde son derece rahatsız tam bir saat süren bir yolculuğun ardından havalimanına varabildik. Toplamda kişibaşı 1200 pesoya (70TL) ve 4,5 saate maloldu havalimanına gidişimiz ama en azından uçuşumuz zamanında kalktı da Palawan’daki zamandan kaybetmemiş olduk. Çünkü önümüzde bir o kadar daha yolculuk vardı.

Daha önce konuştuğumuz ne kadar Filipinli varsa ortak noktada buluştukları şey Palawan’ın favori adaları olduğuydu. Biz de ilk geceyi kuzeydeki El Nido’da geçirelim demiştik. Burası Palawan’ın o kireçtaşı tepeleriyle ünlü denizine yapılan tekne turlarının kalkış noktası ve tam bir sırtçantalı cenneti. Fiyatlar son yıllarda yükselmiş olsa da ülkenin diğer sahil kasabalarına oranla çok daha uygun. Biz de Forever Blessed isimli küçük bir pansiyonda yer tuttuk. Yalnız El Nido Palawan’daki Puerto Princesa Havalimanı’ndan oldukça uzakta. O yüzden uçaktan iner inmez ilk yaptığımız bizi oraya en çabuk götürecek bir araç ayarlamak oldu. Havalimanı çıkışındaki acentalar neredeyse her saat başı kalkıyorlar gibi gözükse de aslında dolunca hareket ediyorlar. O yüzden şansınıza göre 1,5 saat de bekleyebilirsiniz, 10 dakika da. Bizim minibüs çok geçmeden kalktı kalkmasına da yol aşırı bozuktu ve 4 saat denilen süre, molasıyla toplam 7 saat sürdü. Filipinler’de süre konusunda esnek olmakta ve her söylenene inanmamakta fayda var. Bu arada bu minibüs yolculuğu için kişi başı 600 peso (35TL) verdik, eğer otobüsle gitmek isterseniz San Jose otobüs terminalinden günde 6 sefer var ve ortalama 6-7 saat sürüyor. Klimalı otobüs 550 peso, klimasız ve camı olmayan Cherry otobüsler 450 peso ama minibüsten daha konforlu oldukları söyleniyor. Bu arada El Nido’ya büyük araçların girmesi yasak olduğu için kasabanın dışındaki bir terminale bırakıyorlar, oradan da tricycle ile otele geçiyorsunuz (50 peso). Sonuç olarak sabah 8’de çıktığımız yol maceramız altı vasıta sonrası akşam 11 gibi son buldu. Dünya turumdaki o uzun yolcukları tekrar yaşatmasıyla nostaljik bir hava yaratsa da pilim bitmişti gün sonunda, yaşlanıyorum herhalde 🙂

El Nido

Ertesi gün ilk işimiz bir tekne turu bulmak oldu. A, B, C diye üç farklı rota yapmışlar. Tur A’da ünlü lagünler dahil olduğu için daha çok bu tur tercih ediliyor. Biz kişibaşı 1200 peso (70TL) verdik, tur B 1300 peso, tur C ise 1400. Tüm gün süren turda tipik bangka teknesiyle adanın etrafına yayılmış küçük adacıkların bembeyaz kumlu plajlarında geziyorsunuz. Manzara inanılmaz. Big Lagoon denilen yere günün belli saatlerinde, sadece deniz seviyesinin yüksek olduğunu zamanda girilebiliyor. Kireçtaşı tepelerin denizden dimdik yükseldiği bu saklı doğa harikasının ortasına kanolarla gezme şansımız da oldu. Bazı noktalarda da kanoyu bırakıp küçük bir delikten geçmemizle ardındaki saklı havuzları buluverdik, The Beach filmindeki ıssız sahilleri andırıyordu. Kısacası büyüleyici bir yer El Nido ve bir tekne turu yapmak için bu kadar yol tepmemize değdiğini söyleyebilirim 🙂

Big Lagoon

El Nido’da akşamı geçirip dönmemiz gerekiyordu. Zaman konusunda kısıtlandığımız için çevredeki Coron, Port Barton gibi diğer yerleri göremedik. Zaten Filipinler’de oradan oraya her gün bir tarafa koşturduğumuz için yorgun düşmüştük ve ülkedeki son günümüzü havaalanına yakın bir otelde sadece dinlenerek ve denize girerek geçirmek istiyorduk. Yarın yine erken kalkmamız gerekecekti, o yüzden akşamı El Nido’nun en ünlü mekanında geçirmekten başka bir şey yapmadık. Art Cafe diye bilinen bu yeri, yolu yıllar önce kasabaya düşen İsviçreli bir gezgin kadın ile Filipinli sevgilisi açmış ve kısa sürede gezginlerin buluşma noktası haline getirmişler. Öyle ki diğer bütün restaurantlar sinek avlarken, burada onlarca kişi ayakta sırasını beklemekten hiç şikayet etmiyor. Yine de beklediğimize değdi, yemekleri gerçekten iyi 🙂 Bu arada El Nido’da her sabah 6’dan öğlen 2’ye kadar elektrik kesintisi var ve kasabada ATM yok. El Nido’ya gideceklerin buna dikkat etmesinde fayda var.

Honda Koyu’ndaki küçük adalardan birinde geçirecektik son günü. El Nido’dan dönüş yolculuğu çok daha rahattı. 7 saatte gittiğimiz yerden 4 saatte dönüverdik, nasıl olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Honda Koyu iskelesinden adalar turu da düzenlenebiliyor, ayarlamak için belli sayıda kişi toplamak zorunlu olduğu için orada saatlerdir bekleyen iki sırtçantalı gezgin pes edip geri dönmek zorunda kaldı. Neyse ki bizim rezervasyonu yaptığımız otelin tekne servisi vardı da yarım saat içinde gelip aldılar. Otel Arecife Adası’nın tamamına yayılmış, ismi Dos Palmas Island Resort. Rezervasyonu aceleyle yaptığımızdan ne ile karşılaşacağımızı bilmiyorduk ancak beklentilerimizden iyi çıktı. Tam pansiyon, tipik güney sahili otellerimiz gibiydi. Normalde bu tür konaklama taraftarı değilim ancak daha önce söylediğim gibi yorgunluğumuzu atmak için çok iyi geldi. Özellikle adanın etrafını saran plajlarda tek başınızda dinlenebiliyorsunuz, zaten koca adada topu topu 50-60 kişi kalıyor. Otel aynı zamanda etraftaki küçük adalara ücretsiz turlar, kano, şnorkel ve dalış gibi aktiviteler düzenliyor.

Arecife Adası

Uçuşumuz ertesi gün öğle vaktiydi, otel bizi havaalanına kadar bıraktı. Puerto Princesa’ya giden turistlerin bir numaralı aktraksiyonu olan yeraltı nehirlerini göremeden dönüyorduk. Başlangıçta oldukça heveslenmeme rağmen, giriş izni için günler öncesinden şehideki bir ofise gidilerek bilet alınmasını gerektiğini ve içeri sadece tur grubuyla girilebildiğini, bu turların da oldukça sıkıcı olduğunu okuduktan sonra pek birşey kaçırdığımızı düşünmüyorum. Havalimanı binasının kapısında tam 45 dakika kuyrukta bekledikten sonra içeri adım atabildik ve elektrikleri kesilen havalimanındaki karmaşada uçağımızı bulup bizi Manila’ya oradan da Vietnam’a götürecek yolculuğumuza başladık. Toplamda 9 gün geçirdiğimiz ülkede oldukça farklı yerler gördük ve tadını gerçekten çıkardık. Ülkenin görülesi yerlerinin yarısını bile görmedik belki ama bir gün geri dönmek için bundan güzel ne bahane olabilir ki? 🙂

Bodrum otelleri Fethiye otelleri


You may also like...

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.