Elfler, Yanardağlar ve Kuzey Işıkları


İzlanda.. Avrupa’nın en uzak ülkesi, buz diyarı, elf yurdu, doğa harikası. İsmi okunamayan yanardağların ev sahibi. Denir ki vakti zamanında buraya yerleşen Vikingler, başkaları işgal etmeye kalkmasın diye bu ismi vermiş. Yılın altı ayı isminin hakkını vererek beyaza bürünen bu ada ülkesinde, güneş batmayan yazları da bir o kadar yeşil ve hayat dolu oluyor. Ulaşması bir dert, özellikle Türkiye’den. THY İzlanda ile Tokyo’ya aynı fiyatı uygun görmüş. Biz Mayıs ayında Lufthansa’nın yaptığı bir promosyona denk geldik ve Polonya’dan Almanya aktarmalı 400 lira gibi uygun bir fiyata satışa çıkardıkları ve saatler içinde tükenen biletlerden iki adet kapmayı başardık. Zaten son iki senede Aga sayesinde Polonya ikinci vatanım gibi oldu, biz de Asya dönüşü Polonya’da biraz zaman geçirip İzlanda’ya uçalım dedik. Tayland, Filipinler gibi tropik ülkelerin hemen ardından İzlanda değişik bir deneyim olacaktı, özellikle iklim olarak. Yine de Mayıs ayında çok da sert bir hava beklemiyorduk. Maalesef yanıldığımızı anlamamız uzun sürmedi 🙂

Rejnisfjara

Oldukça küçük Keflavik Havaalanı’na iniş yaptığımızda ilk farkettiğim, ufukta apaçık gözüken dev buzdağları oldu. Bambaşka bir coğrafyadaydık ve güneşli günde bile iliklere işleyen soğuk rüzgar bunu bize anında hatırlattı. Sixt şirketinden araba kiralamıştık. Ofise gittiğimizde ellerinde ekonomi model araç kalmadığını, dilersek ücretsiz olarak 4×4 verebileceklerini ve bu aracı “F road” denilen off-road arazide de sürebileceğimizi söyleyince pek itiraz etmedik ve bir haftalık jip kirası için günlük sadece 36€ ödemiş olduk 😀 Öncelikle belirteyim, İzlanda çok pahalı bir ülke, fiyat aralığı Hollanda-Norveç hattında gidip geliyor, konaklama fiyatları Hollanda’ya, yeme-içme ise Norveç’e daha yakın. AB içinde olmalarına rağmen kendi para birimleri olan krona’yı kullanıyorlar. 2008-11 yılları arası geçirdikleri ekonomik krizin ardından değeri yarı yarıya düşen krona, krizin ardından hükümetin attığı başarılı adımlarla hızla toparlandı ve ülke sonunda ekonomik stabiliteye kavuştu. İlk gün başkentte konaklayıp biraz hazırlık yapacak ve ertesi sabah ülkeyi çevreleyen 1332km’lik Ring Road’da beş gün sürecek maceraya koyulacaktık. Ülkenin ortasında zaten yerleşim yok sayılır, belli başlı kentler yol çevresinde kurulmuş. Kent dediğime bakmayın, başkenti 120,000 nüfuslu bir ülkeden bahsediyoruz, İzlanda’nın toplam nüfusu Sarıyer’in nüfusundan az, yüzölçümü ise Akdeniz Bölgesi kadar. E böyle olunca İzlanda’da beton yerine sadece doğanın nimetlerine tanık oluyorsunuz.

İzlanda’daki aracımız

Dünyanın en kuzeydeki başkenti Reykjavik en fazla iki üç katlı rengarenk boyalı ahşap evlerden oluşan, şirin ve yokuşlu bir kent. Ulaşım rahat, hayat kalitesi yüksek, sokaklar tertemiz, süpermarketler saat 5’ten sonra kapanıyor, halkı çekingen ama nazik, herkes İngilizce biliyor, kısacası tipik bir İskandinav kenti. Deniz kıyısında olduğu için balıkçılık çok önemli yer tutuyor ve çoğu restaurantın menüsünde sadece deniz ürünleri var. Aynısına daha önce İsveç’te ve Finlandiya’da denk gelmiştim: kahvaltıda bile tuzlanmış yada soslanmış balıkları tüketiyorlar. Alışık değiliz tabi kahvaltıda balık yemeye ancak bazıları gerçekten çok lezzetli, özellikle herring. Süpermarketlerde binbir çeşit herring bulabilirsiniz.

Tipik İzlanda tabağı

Aylar öncesinden şehirde bulabildiğimiz en ucuz otelde (gecelik oda fiyatı 44€ idi, ortalama fiyat 80€) yerimizi tutmuştuk. Şehrin kalbine beş dakika uzaklıktaki bu yeri bulmamız uzun sürmedi. Sakın taksi ile havaalanından şehre gitmeye kalkmayın, fiyatı yaklaşık 100€. Zaten İzlanda’ya gelen herkes bir şekilde araba kiralıyor, şehirde araçları park etmek zahmetsiz ve şehir merkezi dışında ücretsiz. Biz de iki sokak öteye aracı bırakıp guesthouse’a yerleştik, burada yine İskandinavya’ya özgü olarak özel banyo yoktu. Aslında bir haftalık gezimizde iyi kötü birçok yerde kaldık ancak hiçbirinde özel banyo mevcut değildi. İzlanda yolcularının aklında olsun.

Reykjavik

İlk gün erken varınca ve günışığı bol olunca Reykjavik’i gezmeye koyulduk. Zaten şehrin gezilecek iki üç yeri var, bunların başında rokete benzeyen mimarlik harikası Hallgrimskirkja Kilisesi bulunuyor. Şehrin hemen hemen her yerinden görebileceğiniz bu Lüteryan kilisenin yapımı 38 sene sürmüş (1945-1986) ve mimarı bitişini görememiş. Hemen karşısında bulunan ve internette pek çok yerde tavsiye edilen Cafe Loki’de yerel tatlardan oluşan lezzetli bir menü (balık ağırlıklı) tadıp kiliseyi gezmeye koyulduk. Kiliseye giriş ücretsiz ancak tepesine çıkmak için 700kr (15TL) ödüyorsunuz. Ve 75 metre yüksekliğindeki kuleye çıkmanızı kesinlikle tavsiye ederim! Şehrin rengarenk evleri, dalgalı okyanusun koyu mavisi ve ufuktaki karlı tepelerin oluşturduğu muhteşem ahenge tanık olmak için daha iyi bir yer yok. Saatler geçirdiğimiz tepesinde oyalanıp son derece sade kilisenin içinde bir iki fotoğraf daha çektikten sonra sahil kenarına indik. Mayıs ayında bile yıldırıcı bir soğuk vardı bu şehirde, zaten daha sonra halktan duyduğumuza göre 2015 kışı son yılların en sertiymiş, etkisini halen gösterdiğine göre haksız sayılmazlar.

Reykjavik

Deniz kenarında metalik bir çalışma olan “Sun Voyager” var, güneşe övgü, bir hayal teknesi olarak dizayn edilmiş. Yolun karşısına geçip yokuş yukarı çıktığınızda şehrin kalbi olan Laugavegur Caddesi’ne varıyorsunuz. Alışverişti, bardı, restauranttı, tur şirketleriydi, ne ararsanız topu topu 2 kilometrelik bu caddede bulunuyor. Reykjavik’in merkezi tam bir hipster yuvası, zaten burada yaşayanlara halk “Downtown Rats” diyor. Merkezden dışarı çıkmayıp sadece buradaki hipster kafelerde takılan, modern sanat meraklısı ve vintage giyinen, erkekleri uzun sakallı sayısız tip var. Bazen gezerken aynı kişiyi farklı yerlerde gördüğünüzü sanıyorsunuz ancak aslında farklı kişiler 🙂 İzlandalılar görünüşte birbirlerine oldukça benziyorlar, bunda uzak bir adada yüzyıllardır başka milletlere karışmadan yaşamalarının büyük etkisi var tabi. Hafif çekik gözüler ve bazıları gerçekten elflere benziyor. Elfler demişken, İzlanda’da elflerin gerçek olduğuna inanan çok sayıda insan var. Geçenlerde yol inşa ederken elflere rahatsızlık vermesinler diye yolun güzergahını değiştirdiklerini okumuştum. Hatta başkente İzlanda Elf Okulu isminde, elf yaşamı ve adetleri hakkında ciddi ciddi eğitim veren bir kurum bile mevcut 🙂

Hallgrimskirkja Kilisesi

Soğuğa yenik düşen biz, Laugavegur Caddesi’nden ilerleyerek otele döndük ve önümüzdeki günleri planlamaya koyulduk. Şehirden 5 günlüğüne uzaklaşıp, kendimizi doğaya bırakmak ve İzlanda’nın o fotoğraflarda gördüğümüz harikalarına tek tek tanık olmak için can atıyorduk. Tek dileğimiz ülkenin doğusu ve kuzeyinin bu kadar soğuk olmadığıydı. Ülkenin ismini asıl o doğusu ve kuzeyindeki buz diyarlarından aldığını daha bilmiyorduk tabi ki 🙂


You may also like...

12 Responses

  1. Sıcak bir yazı olmuş. Teşekkürler.

  2. Yavuz says:

    Harika bir makale olmuş.. ellerinize sağlık. İzlanda Elf Okulu olduğu da gerçekten çok ilginç..

  3. Anonymous says:

    Guzel olmus

  4. Uğur says:

    her şeyi geçtim de aklım bulduğunuz o harika fiyatlı uçak biletlerinde ve günlük 36€’ya kiraladığınız 4×4’de kaldı. nazar değmesin bu şansınıza.. şans deyince sanırım seyahat olgusunun en büyük destekçilerinden biri de bu..

    neyse, heyecanla devamını bekliyoruz yazının.

    • Bekran says:

      Uğur özlemişim yorumlarını 🙂 Aynen, insan gezgin olunca bir şekilde fırsatlar önüne seriliyor 🙂

  5. PINAR says:

    İzlanda görmeyi çok istediğim ülkelerden birisi özellikle senin kaleminden yazılmışsa okumaya doyulmaz, devamı meksikaya dönmesin. Gerçi hala umudum var bi gün yazıp süpriz yapacaksın. 🙂

    • Bekran says:

      Meksika yarım halde bilgisayarımın bir köşesinde bitirilmeyi bekliyor 🙂 Yazacağım onu eninde sonunda, anlatmak istediğim çok şey var.

  6. fatih says:

    bir de birgun belki herseyden vazgecince gidebileceginiz tek ulke oldugunu soylerler. Belki de.

  7. alper says:

    Gerçekten harika bir yazı bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler

  8. Melek says:

    Bu konuda türkçe kaynak bulabilmek çok hoş. Teşekkürler.

Leave a Reply to Gezilecek yerlerCancel reply