Barselona, Barselona..

Çoğu Türk gezmeye Avrupa’dan başlar, genelleme yapacak olursak Avrupa’da turistik olarak gidilen en popüler ülkeler İtalya, Hollanda ve İspanya’dır. İspanya’ya gidenler içinse Barselona olmazsa olmazdır. Adım başı Türk görürsünüz, özellikle alışveriş merkezlerinde her üç kişiden biri dilimizi konuşur. Her üniversite öğrencisinin hayalidir Barselona’da Erasmus yapmak, gidenler dönmek istemez, dönenler anlata anlata bitiremez. Bu kadar popüler bir yer hakkında şunu yaptım, şunu gördüm diye yazmak çok birşey ifade etmeyecektir belki, o yüzden ben de belli başlıklar altında iki kez gidişimde deneyimlediğim şeyler hakkında tavsiyeler vereceğim. Tabi aylarca orada yaşamış insanlar kadar engin bilgiye sahip olamam, ama merakım ve yeni şeyler keşfetme arzumla şehir hakkında biraz fikir sahibi olduğumu düşünüyorum 🙂

Barselona’ya ilk kez gidecekler için şunu diyebilirim, eğer yaz aylarında gidecekseniz en az 5 gün kalmalısınız ve haftasonunu bu süreye dahil etmelisiniz. Yazın gelişiyle neredeyse her haftasonu düzenlenen konserler, dans gösterileri ve şovların yarattığı heyecan Haziran’ın ortası gibi başlayıp Ağustos ortasına kadar süren Yaz Festivali ile tavana çıkıyor ve dünyanın her yerinden milyonlarca insan bu dönemde şehre akın ediyor. Üstelik böylesine güzel kum plajları ve tertemiz denizi olup da günün her saati bu kadar canlı olan bir büyükşehir daha bulamazsınız Avrupa’da.

Kışın gidecekler yine şanslı, çünkü Akdeniz ikliminin etkisiyle Barselona hiçbir zaman çok soğuk değil, hatta Ocak-Şubat aylarında güneşli sıcak günler yakalama şansınız çok fazla. Kış günlerinde en az 3 gün kalmanızı tavsiye ederim.

 

———————5 GÜNLÜK GEZİ PROGRAMI———————

5 günde Barselona’da gezilecek yerleri ve yapılacakları, çok yorucu olmayacak şekilde sıralamaya çalıştım. Öncelikle tura başlamadan önce 10’luk metro biletlerinden almayı unutmayın. Metroyu sık sık kullanacaksınız ve 8,25€ olan bu toplu bileti alarak oldukça kara geçmiş olursunuz.

1.Gün

İlk günü ünlü mimar, Barselona’nın babası Antoni Gaudí’nin eserleri ile geçirebilirsiniz. Şehir merkezi Plaça Catalunya’dan devasa alışveriş caddesi Passeig de Gràcia’ya doğru ilerlemeye başlayın. Gaudí’nin en meşhur iki apartmanından Casa Batllo’yu solda, La Pedrera (Casa Milà)’yı sağda göreceksiniz. İçlerine 11€ karşılığı girebilirsiniz, ki girmenizi tavsiye ederim. Caddenin sonuna kadar ilerleyip metroya (Diagonal) binin ve meşhur Sagrada Familia kilisesinin yani bitmeyen kilisenin olduğu durakta (Sagrada Familia) inin. Yılda 2 milyon ziyaretçi alan bu kilisenin içine girmedim ama girenler muhteşem olduğunu söylüyor. Giriş 12,5€. Yeteri kadar foto çektikten sonra bir sonraki hedefiniz Gaudí’nin kendi ve ailesi için tasarladığı park olan Parc Güell olsun. Lesseps metro durağında inip tabelaları takip ettiğiniz Parc Güell’e ulaşmak zorlu olsa da muhteşem şehir manzarası çektiğiniz çileyi unutturuyor. Parkın kendisi de her yerinde ince detayların saklandığı, gezmesi oldukça zevkli bir yer. Tüm bunlardan sonra zamanınız kaldıysa Palau Güell’i gezebilirsiniz. Girişi 10€ olan bu saraya ulaşmak için Liceu metro istasyonunda inebilirsiniz. Sarayı da gezdikten sonra Plaça Catalunya’ya doğru La Rambla boyunca yürüyün ve turunuzu tamamlayın 🙂

    

 

 

2.Gün

Bu güne metro ile Plaça Espanya’ya giderek başlayabilirsiniz. Hedefimiz Montjuïc Tepesi. Devasa meydana çıktıktan sonra iki kulenin arasından devam edin ve karşınızda duran muhteşem yapıya yani Ulusal Sanat Müzesi’ne doğru yönelin. Yaz aylarında Perşembe-Pazar günleri boyunca akşam 9:00-11:30 arası her yarım saatte bir buradaki havuzda muhteşem su ve ışık gösterisi oluyor, ismi Font Màgica, denk gelirseniz sakın kaçırmayın. Müzeyi gezdikten sonra (Giriş: 8,5€) sola dönün(müze arkanızda olacak şekilde) ve tarihi İspanyol köyüne doğru yürüyün. Girişindeki ters duran fil heykelinden doğru yere geldiğinizi anlayabilirsiniz. Poble Espanyol adıyla geçiyor. Köyün dar sokaklarında ilerledikten sonra tepeye, Olimpiyat Köyü’ne çıkın. 1992 Barselona Olimpiyatları’nın yapıldığı bu alanda, muhteşem şehir manzarası eşliğinde güzel fotolar çekebilirsiniz. Hala zaman varsa Montjuïc Tepesi’nin zirvesinde bulunan kaleye (Castell de Montjuïc) teleferik ile çıkabilirsiniz (Teleferik: Gidiş-Dönüş 9€, kaleye giriş ücretsiz). Teleferik istasyonunun olduğu yerden füniküler ile şehre dönebilirsiniz. Bugünlük de bu kadar 🙂

Ters duran fil

3.Gün

Buraya kadar gelmişken dünyanın en iyi futbol klubünün mabedini görmeden dönmek olmaz dimi? Eğer La Liga sezonunda geliyorsanız maçlardan birini yakalayıp dünyanın en iyi futbolcularını birebir izleme şansınız var. Hatta daha iyisi gezi tarihinizi maça göre ayarlayın, kaç sefer elde edersiniz ki bu şansı. Klubün resmi sitesinden biletleri satın alabilirsiniz, onay mail’ini yazıcıdan çıkartıp gişeye götürmeniz yeterli. Bilet fiyatları maçın önemine ve tribün konumuna göre değişmekle beraber 50€’dan başlıyor 300€’ya kadar çıkıyor. Yazın geliyorsanız üzülmeyin, Nou Camp her gün turistlere açık ve stadın her köşesi soyunma odalarına kadar gezdiriliyor. Giriş biraz tuzlu 19€. Oraya gitmişken klubün resmi alışveriş mağazası FC Botiga’dan sevdiklerinize hediyelik eşya da alırsınız. Bu arada stadyuma ulaşmak için Collblanc istasyonunda inip biraz yürümeniz lazım.

Sanat severler stadyum gezisi bittikten sonra Picasso Müzesi’ne yönelebilirler. İlk eserlerinden, son işlerinde kadar birçok eserinin kronolojik olarak sıralandığı müzenin girişi 10€ ve ulaşmak için Jaume 1 istasyonunda inmeniz lazım.

 

 

 

4. Gün

Bugün alışveriş günü. Hediyelik eşya almak için La Rambla’ya, giyim-kuşam için El Corte Ingles alışveriş merkezine (çok sayıda yerde var), lüks mağazalar için Passeig de Gràcia caddesine ve ara sokaklarına bakabilirsiniz. Tek seferde 90€ üstü alışveriş yapacaksanız Tax Free’den %18’lik vergiyi geri istemeyi unutmayın.

5. Gün

Son gün sahilde gezi ve plajda dinlenme günü. Drassanes istasyonunda indikten sonra aşağı yürüyüp Kristof Kolomb heykelinin olduğu meydana çıkın ve marinaya (Port Vell) doğru ilerleyin, sahil boyunca palmiyeler altında çok keyifli yürüyüş yapabilirsiniz. Marinanın hemen yanında dünyanın en güzel akvaryumlarından biri var, zamanınız ve paranız kaldıysa mutlaka gidin (Giriş: 17€). Akvaryum yanında ise devasa IMAX sineması var, iyi film varsa değerlendirin. Sahilde yürümeye devam ettikten sonra plajlara ulaşacaksınız. İlk göreceğiniz plaj Barceloneta Plajı. En kalabalık plaj burası, gelenlerin %99’unu 18-25 arası gençler oluşturuyor. Plajın devamında Port Olímpic bölgesinde ise yine gençlerin yoğun olduğu, beach club’ların bulunduğu, çok canlı Somorrostro Plajı var. Biz  gezimiz boyunca burada takılmayı tercih ettik. Port Olímpic’i geçip yürümeye devam ederseniz  sakin ve ailelere uygun plajlar göreceksiniz.

 

 

 

 

KONAKLAMA

Konaklanacak yerden ne beklendiğine göre değişen oldukça çok seçenek var şehirde. Eğer hostel’larda kalıp sürekli parti ortamı yaşamak istiyorsanız Sant Jordi ya da Kabul Hostel’larından birinde kalın. Özellikle Sant Jordi’nin şehrin çeşitli yerlerinde toplam 6 hostelı var. Dünyanın en iyi hostelları listesinde sürekli ilk 10’da yer alıyorlar. Biz şehir merkezine çok yakın olan Sant Jordi Alberg’te kaldık ve hiç pişman olmadık. Amerikalılarla dolu olan ve gece 5-6’da bile partiler yapılan bu hostel’ın en güzel tarafı her akşam saat 11’de bütün Sant Jordi hostellarının birleşip yüzlerce kişi topluca önce bir bara, sonra da diskoya gidilmesi. Diskoya girişler her zaman ücretsiz oluyor ve bedava içkiler veriliyor. Bununla birlikte kısa sürede her milletten sizin gibi onlarca kişiyle tanışıyorsunuz. Bu arada Hostel’da kalayım ama çok gürültülü olmasın derseniz Sant Jordi Les Corts’te kalabilirsiniz.

Yok tamamen sakin ortam olsun, kendime ait odam, banyom hatta kendime ait dairem olsun isterim derseniz aradığınızı Apartments Apart adresinde bulabilirsiniz. Özellikle çok kişi gidiyorsanız toplam masrafı bölüşüp, gayet ucuza kalabilirsiniz. Örneğin ilk gidişimizde 5 kişi gayet iyi bir daireye günlük 150€ vermiştik ki, Barselona standartlarına göre bu gayet iyi bir rakam.

 

YEME-İÇME

[singlepic id=35 w=200 h=150 float=left]İspanyol ve Katalan mutfağı, damak tadımıza çok uygun olması sebebiyle şehirde yapılacaklar listesinde önemli bir yere sahip. Şehir Tapas barlarla dolu ve İspanya’ya gelen birinin bunlardan birine uğramadan dönmesi çok ayıp olur. Saat 8-9 civarı bu barlardan birinde sandalyeye geçip küçük mezelerden istediğinizi söyleyin ve içki eşliğinde takılın. Onlarca çeşit mezenin her biri birbirinden lezzetli gözüktüğü için onu[singlepic id=36 w=200 h=150 float=right] deneyim, bunu da deneyim derken saatlerin nasıl geçtiğini anlamayacaksınız 🙂 Aynı zamanda Paella denenmesi gereken başka bir lezzet. Safranlı pilav üstüne kabuklu deniz ürünleri, karışık tavuk eti, dana eti ya da domuz etinden herhangi birini seçebilirsiniz, benim favorim kabuklu canlılar. Ancak bu yemeği her yer hakkını vererek yapamaz, özellikle Rambla gibi en turistik yerlerde iyisini bulmanız çok zor. O yüzden tavsiyem şehrin turistik olmayan yerlerinde dolaşıp en kalabalık Paella restaurantı neresiyse oraya girmeniz. Bu taktik bende her zaman işe yaradı 🙂

Bunların dışında denenmesi gereken şu yemekleri sayabilirim: Fideua (Paella gibi ama pilav yerine noodle var), Sarsuela (Deniz ürünleri çeşnisi), Pa Amb Tomàquet (Bir çeşit ekmek üzeri zeytinyağı, domates, sarımsak – Kahvaltı için birebir), Crema Catalana (Tipik Katalan muhallebisi). Barselona’da yemeğin çok ucuz olmadığını belirteyim.

[singlepic id=37 w=160 h=120 float=left]İçki olarak tabi ki Sangria’yı saymak lazım. Kırmızı/Beyaz şaraba ya da şampanyaya çeşitli meyve-sebzeler katıldıktan sonra sürahide bir süre bekletilerek hazırlanan bu içki şehirde masamızdan hiç eksik olmadı. İçimi çok yumuşak ve sürahiyle beraber geliyor, o yüzden 3-5 kadeh içtikten sonra kafanızın güzel olduğunu anladığınızda iş işten geçmiş oluyor 🙂 Aynı zamanda marketlerde de bulunan hazır Sangria’lardan Don Simon marka olanı favorimiz.

 

GECE HAYATI

[singlepic id=38 w=200 h=150 float=left]Barselona tam bir parti şehri ve dünyanın her yerinden milyonlarca genç buraya gönlünce eğlenebilmek için akın ediyor. O kadar genç var ki, dışarıda gezen insanların yaş ortalaması eminim 25’ten fazla değildir. Böyle olunca tüm barlar ve klüpler haftanın 7 günü sabaha kadar tıka basa dolu. Tipik bir gecede size tavsiyem, saat 9 civarı akşam yemeğinizi yedikten sonra şehrin ara sokaklarında bolca bulunan küçük shot bar’lardan birine girmeniz. Shot Bar’ların arasında en iyisi kesinlikle Espit Chupitos (Metro: Passeig de Gràcia, çıkışta biraz[singlepic id=39 w=200 h=150 float=right] yürümeniz lazım). 500’den fazla shot çeşidi olan barda, kendinizi barmen’inize bırakın ve sadece içkinizi ne kadar sert istediğinizi söyleyin, hayatınızda görmediğiniz shot’lara ve hazırlama şekillerine tanık olacaksınız. Ve shot’ların tanesi sadece 2€. Yeterince muhabbet ettikten ve içtikten sonra (fazla abartmayın, etkisi geç başlıyor), saat 12 gibi gece klüplerinden birine geçebilirsiniz. Klüplerinden bazıları gece 3’te bazıları 5-6’da kapanıyor, biz önce 3’te kapanan bir mekanda takılıp müzik bitince diğerine geçiyorduk ve sabaha kadar kalıyorduk. Siz isterseniz 6’da kapanan klübe geçip sadece orada takılabilirsiniz ama 1-2 civarı bu klüplerin boş olduğunu belirteyim.

Bu klüplerde hayatınızın en eğlenceli anlarını yaşayabilirsiniz. Her müzik zevkine göre klüp bulmanız mümkün, beğenmeme ihtimaliniz yok, çünkü bu şehirde dünyanın en iyi DJ’leri düzenli olarak barlarda ve klüplerde çalıyor. Klüplere gelen kitleyi ise İspanyollardan çok Amerikalı ve Avustralyalılar oluşturuyor, İngilizler ise küçük kardeş İbiza adasına yerleşmişler, orayı dağıtmakla meşguller. E kasıntı ve memnuniyetsiz Avrupalılar yerine, sadece anı yaşamak için varolan ve eğlenmenin değerini bilen Amerikalı ve Avustralyalılar olunca her geceniz ayrı bir unutulmaz deneyim haline geliyor. Kesinlikle dünyanın en iyi eğlenilen yerlerinden biri Barselona.

Şimdi gece klüpleri hakkında tavsiyeler vereyim.

Port Olímpic bölgesinde (Metro: Ciutadella Vila Olimpica – Haftaiçi gece yarısına kadar, Cumartesi ise 24 saat açık) gündüzleri beach club, geceleri gece klubü olarak hizmet veren yanyana 5 tane mekan var. Bunlar CDLC, Opium Mar, Shoko, Sotavento ve Catwalk. Son derece şık olan bu yerlere girmek için tipinizin ve giyiminizin düzgün olması gerekiyor. Biz de 5 gün boyunca o civarda takıldık ve bir tanesi dışında oradaki tüm klüplere girip inceledik. Bize göre en iyi eğlence Shoko’da, en kalabalık ve en kasıntı olanı Opium, en devasa klüp ise Catwalk. Klüplere giriş haftaiçi 10€, haftasonu 20€ (Opium her gün 20€) ama gündüzleri sahil boyunca dağıtılan klüp kartları veya plajda gezen klüp [singlepic id=40 w=200 h=150 float=right]elemanlarının adınızı guestlist’e yazması ile 1:30’a kadar bedava girebiliyorsunuz. Ayrıca internette bazı sitelere girip adınızı online olarak listeye yazdırabiliyorsunuz, böylece aynı anda bütün gece klüplerinin listesinde olabilirsiniz. Bu sitelerden en popüler olanı: Shaz’s Guestlist. Gidilecek günü ve klubü seçip formu doldurduktan sonra gece klubü kapısında “Lista Shaz” demeniz ve isminizi söylemeniz yeterli. Bu arada içkiler içeride çok pahalı, yukarıda yazdığım gibi önce barda içip buralara girmenizi tavsiye ederim.

Rock müzik ve konser arayanlar Razzmatazz’a bakabilirler. 5 katlı bu devasa klübün her katında ayrı tür müzik çalıyor ve sık sık konserler veriliyor. Marina ya da Bogatell istasyonlarından ulaşabileceğiniz bu mekan sürekli dolu ve alternatif İspanyol gençliği arasında da çok popüler. Yaş ortalamasının biraz düşük olduğunu dipnot olarak belirteyim.

Aynı zamanda Rambla çevresinde ve Gotik mahallede (Barri Gòtic) çok sayıda bar ve klüp var ama kaliteleri oldukça değişken ve büyük çoğunluğu turistleri kazıklamak için ellerinden geleni ardına koymuyorlar.

 

Benzer yazılar...

Yorum yazın