Alçalan Ejderhaların Körfezi’nde Üç Gün


2,5 haftalık gezimiz Filipinler ağırlıklıydı ancak doğrusunu söylemek gerekirse bizi planı yaparken en çok heyecanlandıran yer, son günlere sakladığımız Vietnam ve dünyaca ünlü Halong Körfezi’nde yapacağımız gemi turu oldu. Sırf orada geçireceğimiz 4 gün için Vietnam vizesine oldukça para bayılıp günlerce uğraştığımı yazmıştım. Güneydoğu Asya’da bizi en çok zorlayan ülke Vietnam maalesef, Türkleri açıkça istemiyorlar ülkelerinde ve saçma sapan uygulamalarla bizi yıldırmaya çalışıyorlar. Ancak bir kere vizeyi aldıktan sonra ülkede herhangi bir sıkıntı çıkmayacağından emindim, nitekim de beklediğim gibi oldu. Havaalanından girişten başlayarak iyi niyetten başka bir şeyle karşılaşmadım Vietnam’da 🙂

Hanoi

Gece saat 1 gibi vardığımız havaalanı bomboştu ve kapanmak üzereydi ancak bizi karşılayacak olan otel görevlisi ortalıkta gözükmüyordu. Hanoi’yi şehre bağlayan otobüsler saat 05-22 arası çalıştığı için taksiden başka şansımız yoktu ve telefonla aramalarımız cevap vermiyordu. Biz de kalan son taksiciye kaldığımız yeri anlatmak için binbir uğraş verdikten sonra anlaşabildik ve araca atladık. Gideceğimiz sokağın ismi Bat Su, görünüşte kolay, ama Vietnam dilinde telaffuzlar o kadar farklı ki bir kelimeyi on farklı şekilde söyleyip on farklı anlam çıkarabiliyorsunuz. İleride değineceğim zaten. 25$ tuttu şehir merkezi taksiyle, sanırım normal şartlar altında 15$’a kadar ayarlamak mümkün. Ama saat geç olmuştu ve meydandaki son taksiydi, biz de bir an önce başımızı yastığa koymak istedik. Ne de olsa ertesi gün sabah 7:30’da tur için bir araç gelip bizi alacaktı. Otele vardığımızda kapısının kepenkle kapalı olduğunu görünce çok şaşırmadım açıkçası, izbe bir yerdi zaten. Taksiciyle beraber kapıyı uzun süre çaldık, etraftakilere sorduk, sonunda üç dört kişi yeteri kadar gürültü yapmış olacağız ki otel resepsiyoncusu uykusundan uyandı ve kepenkleri kaldırarak bizi içeri aldı. Tabi adamcağız unutmuş bizim geleceğimizi, çok utandı, tekrar tekrar özür diledi. Adamı biz teselli etmek zorunda kaldık sonunda ve odamıza yerleşip dakika geçmeden uykuya daldık. Bu arada kaldığımız yerin ismi Milton Boutique Hotel ve kahvaltı dahil gayet temiz bir odaya 25 dolar gibi fiyat verdik. Hep dolar yazıyorum, çünkü ülkede Amerikan doları Vietnam dongu gibi her yerde geçiyor ve 22000 dong 1 dolar ediyor.

Hanoi

Vietnamlıların yüz hatları oldukça karakteristik, biraz zaman geçirdikten sonra dünyanın neresinde olursanız olun tanıyabilir hale geliyorsunuz. Suratları yuvarlak ve çıkıntısız, burunları basık ancak geniş, tenleri diğer Güneydoğu Asyalılara kıyasla daha açık. Ama bana mı öyle geldi sadece bilimiyorum, herkesin suratında gururlu bir ifade var. Savaşın yaşanmışlığı olabilir bu ya da toplumsal karakter yapısı, ama Taylandlı ya da Filipinli insanların suratında daima yer etmiş o saf ve biraz şapşal gülücükleri burada daha seyrek alıyorsunuz. Haketmeniz gerekiyor diyeyim. Sabah 7:30 olur olmaz kapımıza dayanan minibüsün şoföründe de bunu gözlemledim. Büyük çantalarımızı otele bıraktık, tur dönüşü burada bir gece daha kalacaktık. Şehir merkezi içinde küçük bir gezi yapıp yol arkadaşlarımızı da topladıktan sonra bizi 4 saat uzaklıktaki UNESCO mirası bölgesine götürecek yolculuğa başladık. Halong yolcu limanında o gün tura başlayacak olan yüzlerce turist kendi gemisinden bir yetkilinin adlarını okumasını bekliyordu. Senelerdir yapılan bu turlar çok başarılı organize ediliyor. Tek gece ya da iki gece konaklamalı bu gemiler (junk diyorlar) her sabah limanın biraz açığına demirlerken o günü gemide geçirecek yolcular, daha küçük teknelerle alınıp günübirlik tur noktalarına götürülüyor. Check-out yapacaklar ise başka bir küçük tekneyle limana getiriliyor ve yeni yolcular alınıyor. Gemiler böylece limana yanaşmadan haftalarca geziyor. Zaten limanda yüzlerce geminin aynı anda demirleyeceği kadar bir alan yok.

Ha Long Körfezi

Tur şirketi seçerken kafamız çok karışıktı aslında. Gecelik 65 dolardan başlayan, ranzada yattığınız, yüzlerce kişiyi aynı anda barındıran döküntü haldeki junk’lardan toplam 6 odalı son derece lüks kişiye özel turlara kadar birçok seçenek var. Herkes ısrarla iki gecelik tura katılmamızı söylemişti. Biz açıkçası iki gecelik tura biraz fazla verip iyi bir tura da katılmayı göze almıştık ama o lüks turları görüp inceledikten sonra aklımız hep onlarda kaldı ve bütçeyi iyice zorlayıp ne de olsa bir kez gideceğiz Halong’a diye en iyi turlardan biri olan Heritage Line şirketinin Violet Cruise seçeneğini satın aldık. Bünyelerinde Jasmine ve Ginger de dahil olmak üzere toplam 3 tip gemileri var, kalite de belli bir standartın altına düşmemek üzere 2 gece/3 gün için iki kişi toplam 900 ile 1600 dolar arası değişiyor. Günübirlik turlardan bir kısmı zaten üç geminin yolcuları toplanarak yapılıyor. Violet Cruise en ayrıcalıklı tur olduğu ve sadece 6 odası olduğu için çok önceden rezervasyon yapmak gerekiyor, biz 3 ay önceden Bestpricevn sitesi aracılığı ile son kalan odayı kapabildik. Violet Cruise içinde de iki tip oda var, üst kattaki suit odalar ise Vietnam’da kalınabilecek belki de en özel odaları barındırıyor. Özellikle Dragon odası bu dört suitin içinde en özeli, dünyaca ünlü birçok kişi bu odada tadını çıkarmış körfezin. Suitler aynı ücret olmalarına rağmen kimin hangi odayı alacağına tur şirketi karar veriyor, kontratta oda seçiminden dolayı şikayet edemeyeceğinize dair madde bulunuyor. 43 metrekarelik, dev bir jakuziye sahip, koloniyal dönem zevkiyle kırmızı kadife ve ahşap kullanılarak dizayn edilmiş odaların yere kadar olan camları sayesinde yattığınız yerden körfezi ve ilginç yelkenleriyle tam gaz ilerleyen gemileri izlemenin zevki bambaşka. Biz de rezervasyonu yaparken Dragon’da kalmak için balayımız olduğunu söylemiştik. Genellikle bu tip yorumlar size upgrade imkanı sağlar. Gemiye vardığımızda bizi odamıza çıkaran görevlinin elinde ejderha amblemli anahtarı gördüğümüzde anladık ki küçük oyunumuz işe yaramıştı. Sahte balayımız için ikram ettikleri iki kadeh kokteyl de hiç fena gitmedi 🙂

Violet Cruise

Alçalan Ejderhaların Körfezi anlamına gelen Ha Long, son yüzyıllardır gizemini korumayı başarmış.  1800’lü yılların sonunda bölgede seyir etmekte olan bir Fransız gemisinde kaptanın gördüğü büyük ve uçan bir deniz yılanı sonrası ejderha efsanesi ortaya atılmış ve isminin de oradan geldiği düşünülüyor. O muhteşem manzaraları yaratan toplam 1969 adanın birçoğuna ayak basılmamış ve üzerlerinde çeşitli efsaneler dolaşıyor. Ama herkesin kabul ettiği bir şey varsa, fotoğrafçılar için tam bir cennet olduğu. Binlerce tepeciğin yarattığı o grinin her tonunu veren katmanlı manzara, körfezin üzerine çöken kendine özgü pusu altında özellikleri sabahları ve günbatımında nefes kesici görüntüler veriyor. Üç gün kaldık ve üç gün sonunda bile hala etrafı ağzımız açık izliyorduk. Akviteleri hiç sıkılmayacağımız şekilde hazırlamışlardı turda, hatta o kadar çok aktivite vardı ki bir kısmında yorgunluktan odada kalmayı tercih ettik. Kişisel asistanımız Tom ilk gün bizi Cua Van isimli yüzen bir köyde kayıklarla gezmeye götürdü. Tipik Vietnam şapkalarıyla güç harcamadan kayıkları çeken yerel halk, gemilerle yaptıkları bu tür küçük anlaşmalarla geçimlerini sağlıyorlar. Anakaraya uzaklığı ve iklimin elverişsizliği nedeniyle aylarca köylerde mahsur kaldıkları oluyormuş, bu durumda önceden sakladıkları stok gıdaları tüketerek ve tabi nehirde bolca bulunan balıkları avlayarak hayatta kalıyorlar.

Cua Van

Kayıkla gezinin ardından Tom, ikimizi yakınlardaki bir mağaraya götürdü. Vietnam’daki devasa mağaraları bilirsiniz. 6 sene önce dünyanın en büyük mağarası da Vietnam’da bulunduğumuz yerden çok uzak olmayan bir noktada keşfedilmişti. Gittiğimiz mağara belki onun gibi 70 katlı gökdelen sığdıracak büyüklükte değildi ancak bizi etkilemeyi başardı. 2007 yılında yapılan kazılar bu mağarada MÖ 8000-10000 yılına kadar uzanan insan kemiklerini ortaya çıkarmış. Döndüğümüzde üst güvertedeki yemek kursunu pas geçtik ve akşam yemeğini de odaya istedik. Tabi dillere destan Vietnam mutfağının en lezzetli örneklerinden oluşan beş tabaklı akşam yemeğini bitirene kadar saatler geçti, biz de çok geçmeden yatağa uzandık ve uzakta demirleyen gemilerin yarattığı loş ışıkların durgun ve sessiz su üzerindeki büyülü yansımasını izleyerek uykuya daldık.

Ti Top Adası

Ertesi gün üç geminin toplandığı günübirlik Cat Ba Adası turu için erkenden kalkmamız gerekti. Violet Cruise’dan o gün sadece biz varmışız, diğer yolcuların da gelmesiyle kaynaşmaya başladık. Herkes ya Güney Afrika’dan ya da Yeni Zelanda’dandı zaten ilginç bir şekilde, haliyle herkes arkadaş canlısı. Özellikle 80’li yaşlarında olan Britanyalı ama Güney Afrika’da yaşayan Hillary ve Malcolm’ın enerjisine resmen hayran kaldık. Bisiklet turu mu yapacağız, en ön sırada onlar, kanoya mı bineceğiz yardım istemezler, gemi güvertesinden eğlencesine suya mı atlıyoruz, Malcolm hemen çıkartıyor t-shirt’ünü. Ülkemizde o yaşa gelme şansına erişenler oram buram ağrıyor diye hastane hastane gezerken onlar yılın büyük kısmını dünyayı gezmeye harcayıp eve döndüklerinde de yarattıkları butik bir otelde misafirlerini ağırlıyorlarmış. Israrla davet ettiler, Güney Afrika’da kalacak yerimiz var artık 🙂 Turun kendisi gayet eğlenceliydi, bisiklette ulaştığımız Viet Hai köyü körfezdeki köylerin en büyüğü ve okulu olan tek yer. Okula da küçük bir ziyaret düzenledik, öğrenciler yoktu, rehberimiz bizi sıralara oturtarak kısa bir Vietnamca dersi verdi. Dilleri latin alfabesi ancak en önemli nokta harflerin etrafındaki kesik çizgiler ve onların pozisyonu. Nerede olduklarına bağlı olarak okunuş değişiyor, sadece a harfinin 4 farklı okunuşu var. Bu da kelimeleri kısa ancak vurgusuna göre çok anlamlı yapıyor. Hiç kolay gelmedi açıkçası 🙂 Bisiklet ardından küçük mağaraların içinden ilerleyerek gezdiğimiz bir kano turu yaptık ve öğlen yemeğinin ardından Violet’a döndük. Akşam yemeği öncesi yemek kursunda gemi arkadaşlarımızla tanışma şansımız da oldu. Herkes süslü mü süslü, plastik cerrahinin tüm nimetlerinden yararlanmış Amerikalı ünlü bir gazeteciden, Londralı bir işadamına, iki Japon kız arkadaşa her tipten insan vardı.

Halong hatırası

Ertesi sabah kahvaltıda Vietnam’a özgü Pho çorbasından içtik, ülkede sabah akşam içilen bu çorbayı daha sonra şehirde her köşe başınca görecektik zaten. Et, noodle, çeşitli sebze ve baharatlarla yapılan bu çorba oldukça doyurucu ve ucuz. O gün son günümüz olduğu için yoğun bir programımız yoktu. Ti Top Adası diye bilinen, kum plaja ve yüzlerce basamaklı merdivenle çıkılan tepesindeki Halong’un belki de en iyi manzara noktasına sahip yere gittik. Tabi o kadar merdiveni çıkıp nefes nefese kalmışken kimi gördük dersiniz? Malcolm ve Hillary! 80 yaşında yüzlerce dik merdiveni mola vermeden çıkan başka bir çift ne gördüm ne duydum. Hemen yanlarına gidip kendilerini ne kadar takdir ettiğimizi söyledik, beraber fotoğraflar çektirdik ve dönüş yoluna koyulduk. Gemide eşyaları toplayıp limana döndüğümüzde bir 4 saatlik yolculuk daha bekliyordu bizi. Yorgunduk ama başkent Hanoi’de ve Vietnam’da son gecemizdi ve biz çoktan şehirde akşam nerelere gidilir diye plan yapmaya koyulmuştuk 🙂


You may also like...

5 Responses

  1. Türklere vize durumundan biraz bahseder misiniz?Biz, alamamıştık!!!!! ( http://kanibirs.blogspot.com )

  2. Great and beautiful pictures

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.